''Kendimi iyi hissetmem gerek,ama bu savaşta beni ölümle öyle uzun zaman yalnız bıraktınız ki,artık yalnızca ölümü hissediyorum,yalnızca ölümü görüyorum;kendim de ölmüş gibiyim.''
''Benim de tek duam var,dilim kuruyuncaya kadar durmadan bunu söyleyeceğim:Catherine Earnshaw,ben yaşadıkça rahat yüzü görme! 'Beni sen öldürdün' dedin,öyleyse peşimi bırakma! Öldürülenler,öldürenlerin peşini bırakmazlar.Yeryüzünde dolaşan hayaletler olduğunu sanıyorum,biliyorum bunu.Yanımdan hiç ayrılma! Hangi biçime girersen gir,beni çıldırt! Yalnız,içinde seni bulamadığım bu uçurumun dibinde beni bırakma! Of Tanrım! Anlatılmaz bu! Canım olmadan nasıl yaşarım! Ruhum olmadan nasıl yaşarım!''
''Kimilerinin acıması insanı aşağılar,Jane.Bu acımayı acıyanın yüzüne çarpmak ister insan.Ama bencil,taş yürekli kişilerin acımasıdır bu.Acımayla küçük görmenin bileşimidir gerçekte,bu yüzden de insanın ağrına gider.Senin acıman böyle değil,Jane.Şimdi yüzünde okunan,gözlerinden taşan,avucumun içinde elini kuş gibi titreten duygu bambaşka.Senin acıman bir ananın acımasına benziyor sevgilim,ben de bunu alıp başıma koyuyorum.''
O hep aklımdaydı;çünkü ona olan sevgim gün ışığında dağılıverecek bir sis ya da yağmur yağınca yıkılıverecek bir kumdan kale değil,mermer üzerine yontulmuş bir yazıydı ki mermer var olduğu sürece silinmezdi.
''Çünkü arada sana ilişkin tuhaf duygulara kapılıyorum.''diye sözünü sürdürdü.''Hele böyle,şimdiki gibi,yakınımda olduğun zamanlar.Sanki sol kaburgamın altından bir yerde bir ip varmış da bu ip senin sol kaburgana sımsıkı bir kördüğümle bağlanmış.Öyle sanıyorum ki,aramıza dağlar,denizler girerse bizi birbirimize bağlayan bu ip kopacak.O zaman da için için kanlarım akacakmış gibi kuruntuya kapılıyorum.Sana gelince...Sen hemen unutursun beni!.''