Bitkilere baksak, toprağın haberini, hayvanlara baksak, sıfatların tezahürlerini göreceğiz fakat biz ancak beşere bakarız. Zira acıdan feryat eden, şikâyet içinde ömür tüketen ve ölümü bize en çok dokunan odur. Hayatiyeti daha şiddetli olduğu için, acıları da sonsuz gibidir.
Sanki bütün varlığı, yalnızca ıstıraba mekân olsun diye yaratılmıştır. Bütün saadet akşamlarının sabahı hüzün, bütün mutlulukların sonu göğsümüzün orta yerinde hissettiğimiz bir boşluktur.
Kim derse ki ben asla gururlanmam, en büyük gurur sözünü o söylemiştir. Kim derse ki ben abidim, o yaratanın cebinden cenneti çalmaya azmetmiştir, kim derse ki, ben zahidim halktan yani haktan kaçmaktadır, kim derse ki ben hakikat ehliyim o 'ben'ine hakikat atfetmiştir. Kim 'Ben' derse o aldanış damgasını kendi eliyle kendi göğsüne vurmuştur. Hangi ben?
sana bir türkü söyleyeyim
güzel olmasın gerçek olsun
beklet kendini hazır dur
adı belirsiz bademlerle birlik dur
kağnı güdenlerle birlik dur
şehir kuşatanlarla birlik dur
ölen ve yara alanlarla birlik dur
Turgut Uyar
Geleneksel dünyada etik, ahlâkın teorisi veya bilimi demekti. Geleneksel ahlâkta temel değer olan hüsn, davranışlarla içkindi. Buna göre modern dünyada kullanılan “değerler” tabiri, bir yanılsamadır. Nasıl Hak, Kur'ân-ı Kerim'de kullanıldığı gibi el-Hakk diye çoğaltılamaz tekil bir kavram ise, çoğul “değerler” değil, tek bir değer vardır. Modern dünyada özgürlük, eşitlik, tutumluluk, cömertlik gibi kavramlardan değerler olarak söz edilir. Hâlbuki İslâmî-geleneksel dünyagörüşüne göre tek bir değer vardır: Hüsn. Geleneksel dünyada özgürlük, eşitlik, tutumluluk, cömertlik gibi kavramlar, modern mânâda değerler değil, tek ana değer olan hüsne bağlı edeplerdir ki bunun ölçüsünü sünnet verir.