"Elodin Hoca," diye seslendim, yanına varana dek koşarak. "Sizinle konuşabilmeyi umuyordum."
"Ne kadar küçük bir umut,"derken ne adımlarını yavaşlattı ne de benden tarafa baktı. "Kendine daha büyük hedefler belirlemelisin. Bir delikanlının içi hırsla yanıp tutuşmalı."
"Öyleyse isimlendirmeyi öğrenmeyi umuyorum," dedim, adımlarımı onunkilere uydurarak.
"Bu da fazla yüksek bir hedef," deyip geçti. "Tekrar dene. Arada bir yeri hedefle." Toprak patika kıvrıldı ve ağaçlar arkamızdaki Üniversite binalarını örttü.
"Peki bana öğretmenlik yapmanızı umuyorum desem?"diye yeniden denedim. "Ve neyi uygun buluyorsanız onu öğretmenizi?"
Elodin ansızın durup bana doğru döndü. "Peki," dedi. "Git bana üç tane çam kozalağı bul."Baş ve işaret parmaklarını biraz araladı. "Bu büyüklükte olsunlar ve hiçbir parçaları kopmamış olsun." Yolun ortasına oturup beni eliyle kovaladı. "Yürü. Acele et."
Etrafımızdaki ağaçların arasına daldım. İstediği türden üç çam kozalağı bulmam beş dakikamı aldı. Patikaya geri döndüğümde üstüm başım darmadağındı ve her yerim çizik içindeydi. Elodin ortalarda yoktu.
Aptal aptal etrafıma bakındım, sonra küfredip kozalakları yere attım ve koşarak patikayı kuzeye doğru takip ettim. Ağaçlara bakınarak ağır ağır yürüdüğü için Elodin'e kısa zamanda yetiştim.
"Ne öğrendin?" diye sordu.
"Yalnız kalmak istediğinizi mi?"
"Kafan çalışıyormuş." Kollarını dramatik bir tarzda açıp yüksek sesle konuştu. "Ve dersimiz sona erdi! E'lir Kvothe'yi eğitmiş oldum!"
"Elodin hiçbir şey öğretmez," diye açıkladı Sim. "Tabii belki de ileri düzey acayiplik dışında."
"İyi de bir şeyler öğretmesi lazım," diye itiraz ettim. "O da bir hoca, öyle değil mi?"
"Sim haklı. Elodin'in birkaç tıpası eksik,"diyen Wil parmağıyla başını işaret etti.
"Tahtası," diye düzeltti Simmon.
"Tahtası," diye tekrarladı Wil.
"Sahiden de biraz... tuhaf gözüküyor," dedim.
"Kafan çalışıyormuş," diye dalga geçti Wilem. "Gizemiye'ye bu kadar genç bir yaşta girmene şaşmamak lazım."
"İyi çocuklarsınız ve iyi birer arkadaşsınız ama,"dedi Sovoy, "hiç biriniz bayan değilsiniz. Ayrıca Simmon hariç pek güzel de sayılmazsınız." Ona bakıp göz kırptı.
Sovoy gülümsedi; dişleri inci gibiydi. "Garson kıza size biraz daha içki getirmesini söylerim," deyip oradan ayrılmak üzere döndü. "Gidişimin acısı azalsın diye."
Sayfa 337 - ithaki yayınları - ya sim varken ne kızı PF
Ayağa kalkıp giysilerine çekidüzen verdi. "Nasıl görünüyorum?"
Yerel stilden ziyade Modeg tarzına göre giyinen Sovoy'un pek de modayı takip ettiği söylenemezdi. Fakat pastel renklere boyanmış kaliteli ipek ve süet kıyafetinin içinde hemen göze çarptığı muhakkaktı.
"Ne fark eder?" diye sordu Wilem. "Yoksa kendini Sim'e beğendirmeye mi çalışıyorsun?"
Sovoy gülümsedi. "Maalesef yanınızdan ayrılmak durumundayım. Bir bayanla randevum var ve yolumuzun kasabanın bu tarafına düşeceğinden kuşkuluyum."
"Randevun olduğundan daha önce bahsetmemiştin,"diye karşı çıktı Sim. "Üç kişi kağıt oynayamayız ki."