Öncelikle şunu söylemeliyim: Kitabı kapattığımda ilk söylediğim şey “Vay be, ne aileler ne hayatlar var ya” oldu.
Kitap, adından da beklendiği gibi Şakir Paşa Ailesi’ni anlatıyor gibi görünse de, aslında daha çok Fahrünnisa ve kızı Şirin’in hayatına odaklanıyor. Ailede neredeyse herkesin sanatla bir bağı var; her biri sanatçı bir ruha, güçlü bir entelektüel kimliğe sahip. Oldukça köklü bir aile ve sosyeteye öyle etkileyici bir girişleri var ki, bu çevreye ne kadar doğal bir şekilde dâhil olduklarını okumak insanı şaşırtıyor.
Fahrünnisa’nın kısa sürede Mustafa Kemal’in dikkatini çekmesi, hatta yeni Türk alfabesine geçiş sürecinde Mustafa Kemal’in ilk yazdığı ismin kendi adı olduğunu söylemesi… Ne büyük bir onur! Bununla da kalmıyor; kraliyet ailesinden biriyle evlenmesi sayesinde Adolf Hitler’le bile tanışmış olması, dönemin tarihine ne kadar yakından temas ettiğini gösteriyor.
En başta da söylediğim gibi, kitap boyunca ailesinden çok Fahrünnisa’nın hayatını okuyor gibiydim. Büyük bir merakla, keyifle; kimi zaman şaşırarak, kimi zaman da ayıplayarak ilerledim. Normalde belgesel ya da biyografi tarzı kitapları pek sevmem, hatta çoğu zaman sıkıcı bulurum. Ancak bu kitap kesinlikle öyle değildi. Aksine, eğlenerek ve ilgiyle okudum.