Kitap, iki yazar arkadaşın hikayesiyle başlıyor. Biri ölünce, diğeri hem büyük bir fırsatla hem de telafisi zor bir hatayla karşı karşıya kalıyor. Ölen arkadaşı Athena’nın taslaklarını kendi eseri gibi yayımlayan June, edebiyat dünyasında hızla yükseliyor. Fakat bu başarı, zamanla bir vicdan muhasebesine dönüşüyor. Çünkü ne kadar düzenlese, geliştirip yeniden yazsa da o kitap aslında ona ait değil.
Okurlar, eserin gerçek sahibinin Athena olabileceğini fark etmeye başlıyor. Sosyal medyada yapılan yorumlar June’un zihninde yankılanıyor; hatta bazen Athena’nın hayaletini gördüğüne ya da onun hâlâ yaşadığına inanmaya başlıyor. Hikâye, sadece bir intihal meselesi olmaktan çıkıp hırs, suçluluk, kimlik ve üretkenlik üzerine bir sorgulamaya dönüşüyor.
Kitabın sonu beni şaşırttı; beklediğim gibi ilerlemedi. Anlatım genel olarak sürükleyici olsa da yer yer temposunu kaybetti. Konusu ilgi çekici olmasına rağmen beni edebi anlamda tatmin etmedi. Övüldüğü kadar etkileyici bulmadım ve okurken sıkıldığım yerler oldu. Yine de “yazarlık” ve “aitlik” kavramlarını irdeleyiş biçimiyle düşündüren bir kitap. Ancak benim için önerebileceğim kitaplar arasına giremedi.