Cadı, Türk edebiyatında kendine has bir parodi-gotik roman. Hüseyin Rahmi Gürpınar'ın Garaib Faturası Külliyatı’nın ikinci kitabı (Gulyabani ilk kitap), 1912 tarihinde yayınlanmıştır, popüler realizm, natüralizm ve erken dönem gotik/korku unsurlarını harmanlamıştır. Kocasının ölümü ile dul kalan Fikriye Hanım dayısının evine geri dönmüştür. Yengesi başta olmak üzere Fikriye’yi evlendirmek isterler. Naşit Nefi Efendi adında bir talip bulurlar. Rahmetli ilk eşinden olan iki çocuğu, annesi ile birlikte İstanbulun Vefa semtinde ‘Uğursuz Konak’ olarak da akıllara yer etmiş büyük bir yalıda yaşamaktadırlar. İlk eşinin vefatından sonra pek fazla evlilik yapmıştır. Bulundukları semtte herkes Naşit Nefi Efendiyi iyi bilir, hakkında çıkan söylentiler pek geniş çevreler tarafından duyulmuştur. Çocukların anneleri Binnaz Hanıım’ın tekrar dirildiği ve bir cadıya dönüştüğü, konaktaki herkese musallat olup huzursuz vakitler yaşattığı konuşulmaktadır.
Eserin dilini anlamaya geçmeden önce o dönemde Türk edebiyatının dil yapısını inceleyelim. 1912 yılı, Türk edebiyatında dil açısından tam bir yenilenme, çatışma ve dönüşüm dönemidir. Bu dönemde edebiyat dünyasında birbiriyle çatışan farklı dil anlayışları hüküm sürmektedir.
I. Servet-i Fünun ve Fecr-i Ati’nin Ağır Yapay Dili
Bu metinlerde Arapça ve Farsça tamlamalar yoğunluktadır. Günlük dilde hiç karşılığı olmayan halkın anlamadığı bir dil hakimdir. Edebiyatın sadece yüksek zümrenin anlayabileceği bir sanat olduğunu savunurlar.
II. “Yeni Lisan” Dilde Sadeleşme Devrimi
1911’de Genç Kalemler Dergisi’nde Ömer Seyfettin, Ali Canip Yöntem ve Ziya Gökalp 'Yeni Lisan' hareketini başlattılar. İstanbul Türkçesi esas alındı. Konuşma dili ve yazı dili arasındaki uçurumları kapatmayı hedeflediler.
III. Bağımsız Yazarlar
Bu iki