Selam,
Dün gece itibarıyla Martin Eden adlı romanı bitirmiş bulunmaktayım. Beklentimi çok düşük tuttuğumdan mıdır yoksa gerçekten de güzel bir kitap olduğundan mıdır-ki ben çok güzel olduğu tarafındayım- ziyadesiyle etkilendim. Tam manasıyla derinlemesine bir inceleme yapmak isterdim fakat öyle bir incelemeye kalkışmak için ne yeteri kadar takatim ne de yeteri kadar sabrım var. Mümkün olduğunca kısa tutmaya çalışacağım. Ucunu kıvırdığım sayfalardan aktaracağım sözlerle ilgili de çıkarımlar yapacağım. Ayrıca sevgili dostum kitabı henüz okumadıysan dibine kadar spoiler içerir, haberin olsun.
Kitap ani bir aşk sarsıntısıyla başlıyor. Büyüleyici ve sarhoş edici bir aşk. Sanki Martin o ana kadar yaşadığının farkında değildir ve hayat gayesini bulmuştur. Ruth'u taparcasına sevmek, ona layık olmak için ne gerekiyorsa yapmak... Bu hastalıklı fikir Martin'i öyle bir girdaba düşürür ki içinde bulunduğu ve o güne kadar hiç rahatsız olmadığı alt tabakaya mensubiyetinden ötürü utanma ve iğrenme hisseder. Çünkü Ruth burjuva sınıfına mensuptur. Onlar her şeyin en güzelini bilirler, asildirler, zariftirler, huzurludurlar, zevklidirler, -lerlarler... Ve amiyane tabirle varoş kesim aşağılıktır, cahildir, tiksinçtir, -tırtirtır...
Henüz kitabın başlarında cümleleri bile doğru kuramayacak kadar cahil olan Martin, denizciliğe son verip kendisini okumaya adar. Fırsat bulduğu her kitabı okur. Okudukça daha çok okuma isteği oluşur. Öyle bir hale bürünür ki uykuda geçirdiği saatleri kendisi için kayıp olarak niteler, uykuya garez besler. Bu sebeple günden güne akıl almaz ilerleme kaydeder. Normal insanların üniversitede altı ayda öğrenecekleri bilgiyi Martinciğimiz bir-iki hafta gibi kısa sürede öğrenir. Karakterimiz hikaye boyunca öyle bir değişime uğrar ki onu avuçlarımız çatlayana kadar