Zamanların en iyisiydi, zamanların en kötüsüydü, hem akıl çağıydı, hem aptallık, hem inanç devriydi, hem de kuşku, Aydınlık mevsimiydi, Karanlık mevsimiydi, hem umut baharı, hem de umutsuzluk kışıydı, hem her şeyimiz vardı, hem hiçbir şeyimiz yoktu, hepimiz ya doğruca cennete gidecektik ya da tam öteki yana...
Beni Asla Bırakma kitabı, klasik bir distopyadan çok farklı bir yapıya sahip. Genellikle bu tür romanlarda isyan, başkaldırı ve sistemle mücadele ön plandadır, ancak bu hikâyede tam tersine, karakterler kaderlerini en başından biliyor ve bunu kabullenerek yaşamaya devam ediyorlar. Beni en çok etkileyen noktalardan biri de buydu: Bu kabulleniş, onların klon olmalarından mı kaynaklanıyor, yoksa yazar burada daha büyük bir toplumsal mesaj mı veriyor?
Kitap, Kathy’nin bakıcı olduğunu açıklamasıyla başlıyor ve geçmişine dönerek Hailsham’daki çocukluk yıllarını anlatmasıyla devam ediyor. Olay örgüsü açısından sürükleyici bir gizem romanı değil; okuru son ana kadar büyük bir sırrı çözmeye sürüklemiyor. Ancak yavaş yavaş açılan bir melankoli ve duygu katmanı var. Hailsham’da büyüyen çocuklar, başlarına gelecekleri biliyorlar ama hiçbir umut ya da isyan belirtisi göstermiyorlar. Belki de Ishiguro burada, insan doğasının kaçınılmaz sonlara karşı nasıl bir tavır aldığını sorgulamamızı istiyor.
Madam’ın eski dünya ve yeni dünya üzerine söyledikleri de aklımda kaldı. Yeni dünyada her şey daha ulaşılabilir, ancak eski dünyadaki duygularımızı kaybettik ? Sanat ve sevginin kitapta özel bir yere sahip olması da bu soruyla bağlantılı olabilir. Hailsham’daki öğrencilerin sanat eserleri, onların ruhlarını yansıtan tek şey olarak görülüyor. Aşk ise onlara bir umut ışığı yakıyor; âşık olurlarsa, bağışçı olmayı erteleyebileceklerini düşünüyorlar. Bu da bana, maddesel dünyada sanata ve aşka tutunmanın insanı insan yapan şeyler olduğu mesajını mı veriyor sorusunu sordurdu.
Belki de kitap belirli bir mesaj vermekten çok, okura tüm bu düşünceleri sorgulama alanı açıyor. Ancak benim için en çarpıcı yanı, distopik bir anlatıda isyanın değil, kabullenmenin ve buna rağmen aşk ve sanata sığınmanın