Senin göğün hep berrak olsun, tatlı gülüşündeki ışıltı ve dinginlik hiç eksilmesin; bir başka yalnız, minnettar yüreğe bahşettiğin o bir anlık mutluluk ve neşe için talihin hep açık olsun!
Size müteşekkirim! Bu sevgi için size müteşekkirim. Çünkü aşkınız, uyandıktan sonra bile uzun süre unutulmayan tatlı bir rüya gibi mühürlendi zihnime; çünkü bana dostça yüreğinizi açtığınız günü ve benim ölmüş yüreğimi esirgemek, iyileştirmek, diriltmek üzere bir armağan gibi kabul ettiğiniz anı sonsuza dek anımsayacağım
Ben elbette sıradan, yoksul, önemsiz biriyim, ama bunun bir önemi yok, sizi öyle severdim, öyle severdim ki, siz onu sevseniz, o tanımadığım adamı sevmeye devam etseniz bile aşkımın ağırlığını hissetmezdiniz. Tek hissedeceğiniz, her an tek duyacağınız, yanı başınızda çarpan mutlu mesut bir kalp, sizin için yanıp tutuşan bir kalp olurdu... Ah Nastyenka, Nastyenka! Bana neler yaptınız böyle!..
Sally Rooney'nin Intermezzosu, hakkında çok şey duyduğum ama "Kesin abartılıyor," diyerek bir türlü başlayamadığım bir kitaptı. Sonunda bir boşluk anında elime aldım ve itiraf etmeliyim ki, ilk sayfadan itibaren içine çekildim. Rooney'nin dili öyle çarpıcı ya da "wow" dedirtecek çekilde değil. Ancak, karakterlere odaklanma biçimi ve duygusal derinliğiyle, sizi kitabın içine sürüklüyor.
Roman, babalarını yeni kaybetmiş iki kardeşi, Peter ve Ivan'ı merkeze alıyor. Ivan'ın daha naif, nefes aldıran hikâyesiyle Peter'ın karmaşık ve yoğun bölümleri arasında gidip geliyoruz. Başlarda Peter'ın kısımlarına girmekte zorlandım; yazım stili onun kafa karışıklığını yansıttığı için okuması biraz çaba istiyordu. Ancak, zamanla Peter'in içsel çatışmasını okuduğum bölümleri daha çok sevdim.
Ivan ve Margaret arasındaki yaş farkı teması, incelikle işlenmişti ağızda naif bir tat bırakti. Peter'ın Naomi ve Sylvia ile olan ilişkileri ise oldukça karmaşık ve bu karmaşıklığin en büyük nedeni Peter'ın kendi içsel savaşları. Kitaptaki en büyük vurgulardan birisi toplumun kabul etmeyeceği bir hayat yaşamak. Karakterler bunun savaşını veriyor. Bu savaş başkalarına karşı değil bu arada tamamen kendi içlerinde...
Rooney, karakterlerin duygularındaki iniş çıkışları, çıkmazlarını ve kendilerine bile itiraf edemedikleri gerçekleri o kadar güzel işlemiş ki karakter odaklı kitapları seven biri olarak hayran kaldım.
Kitabın ilk iki bölümü biraz yavaş ilerliyordu; adeta yazar okuyucuyu içine çekmek için ince ince bir zemin hazırlıyordu. Ancak son bölümde Rooney adeta vites yükseltiyor ve neden bu kadar sevildiğini kanıtlıyor. Kitap, olay örgüsünden ziyade hayatın içinden anılar ve duygular üzerine kurulu. Sanki sakin bir film izliyormuşsunuz gibi; küçük ama etkili anılarla dolu. Hayatın içindeki basit