İstanbul öyle bir yer ki... Kolayca âşık olursunuz, farkına bile varmadan tıpkı benim gibi. Şikayet bile etseniz havasından, suyundan, kalabalığın dan... carnaçar hep döner gelirsiniz; yine usulca koynuna sokulduğunuzda size sükün buldurur sevgili İstanbul... Tarihi bir kent: müzeleri, ören yerleri, yaşantısı ve gündelik hayatın içinde unutulan medeniyetleri ile tarih öncesi zamanlardan bu yana her daim gittikçe büyüyen ve büyümeye de devam eden bir metropol Istanbul... Antik zamanlardan beri toplumların elde etmek ve merakla görmek is tediği, içine karıştığı bir kavşak İstanbul... Milattan önce 8 binli yıllarda, Cilalı Taş Devri'nde şehir olan İstanbul... Tarihte birçok medeniyetin farklı isimlerle andığı; Paganlar, Ortodokslar, Katolikler ve son olarak hâlen Müslümanlar tarafından yönetilen İstanbul... Birçok medeniyete beşiklik eden, imparatorlukların başkenti İstanbul.. Dünya tarihinde çağ kapatıp yeni bir çağ başlatan yegâne kenttir İstanbul... Binlerce yıldır hakkında efsaneler üretilen, hâlâ tarihi araştırmalarda gizli kalmış bilgilerin, objelerin keşfedildiği kadim kenttir İstanbul... Eşsiz geçmişini bakımsızlık ilgisizlikle yitirdiğimiz İstanbul... Geleceğine sahip çıkamayan İstanbul... Bugün bizden binlerce yıllık onuruna saygı duymamızı isteyen ve bekleyen Aziz İstanbul...
Edebiyat
İLK BARINAKLARIMIZ MAĞARALAR
Taş devri insanları için mağaralar kutsal yerler olarak bilinir ve dinsel simgeler genelde mağara duvarlarına resmedilmeye çalışılırdı. Taş devri insanlarında olduğu gibi mağaralar dünyanın her yerinde uzun süre konut görevi görmüştür. Mağaralar konut görevi yanında mezarlık olarak da kullanılmıştı. Bunun yanı sıra çok sayıda mağarada yerel tanrılara ayrılmıştı. Bu mağaralarla özdeşleştirilmiş bazı ritüeller, mitler ve efsaneler daha sonra değişik toplumların dinsel gelenekleri içine katıldı.
Reklam
Biz, diğerleri, çatı ve devlet
Dr. Yüksel Hoş  Salı 21 Haziran 2022 "Boj na Kosovu" (Kosova Savaşı) 1989'da, Yugoslavya daha bitmeden birkaç sene önce yapılmıştı bu film. 1389 yılında Osmanlı orduları ile savaşan Sırp Krallığının işlendiği ve Miloş Obiliç'in Sultan Murad'ı hançerlediği sahnenin gösterildiği bu film, Yugoslavya'da bir tabunun yıkılmasıydı.  O güne dek, 'Sırp, Hırvat, Boşnak yoktur, hepimiz Yugoslavız' kafasındaki Yugoslav Sosyalizmi ile harmanlamış nesil, bir anda bu filmle karşılaşmıştı.  O günün bütçesi ile hayli devasa denebilecek 8 milyon dolara yakın bir para bu film için harcanmıştı ve filme Yugoslav olarak giren biri, filmden etnik olarak ayrışmış bir Sırp şeklinde çıkıyordu.  Filmde Miloş'u öldürme görevi, Mustafa adında bir Boşnak'a veriliyordu ve ona bu görevi veren Türk şöyle diyordu:  Eee Mustafa artık bu zanaatı öğrendin. Ne de olsa kan Türkün bileklerinde ise devşirmenin dirseklerindedir. Haydi, yap işini. Savaş başladığında daha Boşnaklığının farkında olmayan ve "Yugoslav'ız" diyen, ama daha 1989'daki film çıkışında sadece Müslüman olduğu için dayak yiyenlerde de "Boşnaklık" ruhu ve "Türklük" bu filmin de katkısı ile zamanla canlanacaktı tabi.  Ne de olsa kimliği ortaya çıkaran 3 soru vardır. Bunlar; "Kimsin?", "Ötekin kim?" ve "Ötekine göre sen kimsin?" sorularıdır. Yugoslavya sadece bu filmle yıkılmadı tabii. 'Nož' yani 'Bıçak' filmi gibi bir dizi film de etkilidir. Bu filmler, Sırp ruhunu canlandıran, Müslüman (Boşnak) ve Hırvat milletlerini ihanetle ve düşmanla işbirliği yapmakla özdeşleştiren filmlerdi.  Ülke filmlerle yıkılmadı ama ülkeyi bir arada tutan ruhun dibi bu filmlerle dinamitlendi. 'Bıçak' adlı filmde "Sırplık" merkezinin etrafında Ustaşa Hırvatlar ve köküne dair kafası karışık bir Boşnak genç ve ona hem mentorluk ve hem de kasabanın
Coğrafya