Merhaba kitap dostlarım
Bugün sizlere, Efsunkâr kitabıyla tanıyıp kalemiyle beni ilk andan itibaren etkisi altına alan sevgili Çağla Fulya ile geldim . Yazarın kelimelerle kurduğu dünya gerçekten çok etkileyici. Satır aralarında dolaşırken bazen derin duygulara kapılıyor, bazen de kendinizi o hikâyenin içinde buluyorsunuz. Anlatımı o kadar büyülü ve akıcı ki, okurunu adeta kelimeleriyle sarıp sarmalıyor. Her cümlesinde farklı bir duyguya dokunan, okudukça iz bırakan bir kaleme sahip
Çağla Fulya 'nın kalemi o kadar sağlam ki daha ilk satırdan kalbinize dokunuyor ve sizi yavaşça kendi dünyasının içine çekiyor.Efsun ve Tekin’in hikâyesi de benim için tam olarak öyle oldu diyebilirim.Okurken sadece bir hikâye okumadım iki insanın iç dünyasına,korkularına, kırılmış yanlarına ve bastırmaya çalıştıkları duygularına tanıklık ettim.Efsun’un büyüleyici varlığı,Tekin’in ise ona karşı hissettiği ama kendine bile itiraf etmekte zorlandığı duygular çok etkileyiciydi.Tekin’in kendini geri çekmeye çalışması,Efsun’a layık olmadığını düşünmesi ama kalbinin buna karşı koyamaması…insanın içini burkan o karmaşık duyguları benim için çok gercekciydi.Bazen insan birine yaklaşmak ister ama aynı zamanda ondan uzak durmaya çalışır ya,işte bu hikâye tam da o duygunun içinde dolaşıyor.Efsun’un Tekin’e doğru çekilmesi ise ayrı bir duygu bıraktı içimde. Bazen kalp mantığı dinlemiyor;ne kadar uzak durmaya çalışsan da birinin yanında olmak istiyorsun.Onların arasındaki o çekim,o kırılganlık ve o sessiz mücadele sayfalarda çok güçlü hissediliyor.En çok da şu düşünce içimde yankılandı "Belki de bazı insanlar sevilemeyeceklerinden değil,sadece gerçek yüzlerini kimseye göstermeye cesaret edemediklerinden yalnız kalırlar."Ve bazen birinin gelip sizi gerçekten görmesi,tüm duvarlarınızı yavaş yavaş yıkmaya