“Bu dağlar, bu Çukurova… Kaç kere pes ettim bıraktım, kaç kere geri döndüm. Seyranım ve Hürü anamla bir yuva kurayım, sakin bir ömür süreyim dedim. Denizin kokusu, portakal bahçeleri, zeytin ağaçları… Ama içimde bir kurt, susmuyor. Zulmün sesi kulağıma geldikçe, adaletsizliğin kokusu burnuma doldukça duramıyorum. Dayanamadım, yine dağa çıktım, yine silaha sarıldım.
Bu kitap, benim yalnız başıma yazdığım bir destan değil. Köylünün, toprağın, Hürü Ana’nın, Topal Ali’nin, Ferhat Hoca’nın, Anacık Sultan’ın hikayesi. Onlar ki, benim gibi yüreklerinde isyan taşıyor.
Çukurova’nın her köşesinde haksızlık var; ağalar, beyler, zalimler… Ama ben, Memed, bir umudum. Bitmeyen bir öfkem var, evet, ama bir çocuğun gözyaşına dayanamayan bir yüreğim de var. Kahraman diyorlar, bilmem ki… Ben sadece sizin gibi bür insanım, vicdanım ne derse onu yaptım. Beni, İnce Memedleri, unutmayınız.”