Çünkü varacağı yere nasıl olsa varırdı insan. Ama o böyle üşümüş, böyle yorgun, gene de içinde yenice tutuşmuş bir alevin sıcaklığıyla ancak bir kez çıkacaktı yola. Bundan ötürü dönüşü geciktirmek gerekti.
Bütün gürültülerden arınmış, sessizliğin, dinginliğin simgesi gibi dikelirdi sıra; başını kaldırmış ve yapyalnız. Dün mü oturmuştu orada Saffet Bey, yoksa yaz başında mı? Öylesine el değmemiş, kanıksanmamış bir uzaklığın ardında, Saffet Bey'in yorgun yüreğini dinlensin diye koyduğu sıcacık bir yerdi işte.
-Alışkanlıklar, beraberlikler sıkıcı gelir kimi zaman. Tekrarlar bıktırır adamı. Ama çaresizsen eğer... O zaman sevmeye bakmalı. Elindekine sımsıkı sarılmalı. Böyle derim ben.