"ölürken bile bir şekilde yaşamak istedim ama bunun tek nedeni sendin, Dam. Umutsuz bir dünyada yaşayabilirdim ama sensiz bir dünyada yaşamak istemedim. Ölüm sensiz bir dünyaydı ve bu yüzden gerçekten ölmek istemedim."
"söylemek istedim. Artık dayanmak istemediğimi. Dayanmaktan nefret etmeye başladığımı. Bana soru sormamasını. Benim ne bilebileceğimi sandığını. Gerçekten çok çabaladığımı. Ama buranın, çok çalışmanın doğru cevap olduğu bir dünya olmadığını."
"Kahve ister misiniz?"
"Evet," dedim.
Kahve geldi ve tadına baktım. Sıcak, çirkin, asidik, çift karbon bileşimi bir sıvıydı, hepsini kadının üstüne tükürdüm.
What place? You mean London?
‘No, the place in your head. I saw it once, a long time ago, a whole country in there, a landscape. You have gone to that place and it is now more real to you than anywhere else. Nothing can keep you from it. Not even the death of your own child. I see this.’