"Hırslı, bizi tarif edecek bir kelime değildi. En büyük hayalimiz barın birinde çalıp birkaç bira parası kazanmaktı. Sıkıntımız, bir barda çalmak için çalma kabiliyetimizin olması gerektiğiydi. Bizimse bunun nasıl yapıldığını öğrenmekle alakamız yoktu, çünkü sürekli barda takılıyorduk, günün birinde nasılsa bir barda çalmaya başlayıp bira paramızı kazanacağımızı konuşuyorduk. Hatırladığım kadarıyla Music Machine’in hiçbir zaman tek bir canlı performansı bile olmadı."
Ama en azından karar vermiştim, büyüyüp çocuk sahibi olduğuumda onlara, “Herhangi bir probleminiz olduğunda annenize veya babanıza gelmekten korkmayın. Neyin doğru, neyin yanlış olduğunu biliyorsunuz, eğer herhangi birisi hoşlanmadığınız şekilde vücudunuza dokunacak olursa bize söylemekten çekinmeyin.” diyecektim.
Yanılmıyorsam geçen sene... Pardon, ağız alışkanlığı olmuş. Üzerinden ne kadar zaman geçerse geçsin 2018'e geçen sene diyorum. 7 yıl önce bir arkadaşımı görebilmek için Ankara’ya gittiğimde tesadüf eseri yayınevinin, daha doğrusu deposunun önünden geçerken bütün cesaretimi toplayıp aldığım kitaba inceleme yazmak pek haddime değil ama ben yine o günkü gibi cesaretimi toplayıp; yazarının da bu satırları okuduğuna kanaat getirerek inceleme değil de duygu ve düşüncelerimi kelimelere sığdırmak istiyorum.
Daha önce hiç Ankara’ya gitmemiştim ama okuduğum bazı romanlar ve izlediğim filmlerden gördüğüm kadarıyla biliyordum. Koray Avcı'nın sokak müzisyeni olduğu zamanlar klasik Ankara havası vardı ama yağmurla birleşince ortaya kartpostallık manzaralar çıktı çıkmasına da kitap ıslanır korkusuyla hızlı hızlı yürüdüm ve bazı aksilikler yaşadığım için eve dönmek zorunda kaldım. Sevinçten dolayı adres sorduğum mendil satan amcanın gönül gözünün açık olduğunu sonradan fark ettim. Ankara tanımadığım halde tanıyormuş gibi hissettiğim bir yerden ziyade bir her şeyi içine atıp da ayağı takılıp düştüğünde sakarlığına güleceği yerde hüngür hüngür ağlayan modellerden olan bir arkadaşımmış gibi hissediyorum. Bilmiyorum belki roman ve filmlerden dolayı böyle hissediyorum.
Uzadıkça uzuyor elimde değil. Bu inceleme olayı da yalan olacak gibi. Otobüse bindiğimde okuyayım dedim. Potansiyel bir okuyucu olduğum için önsözünü de okudum ve tokat yemiş gibi oldum. Ne güzel, yardımcı olup destek olan ve teşekkür edilecek birileri var yani. "Bu romanda anlatılanlar tamamen hayal ürünüdür" yazanlar da var. Bir iki sayfa okudum.
Beni bilen bilir; ters köşeleri severim. Yazarın zekası ve hayal gücünü son sayfalara kadar hissetmek gibi düşman başına bir fantezim var. Ters köşe olmadan duramam.