"İște, zamanı olaylar oluşturuyor. Mevsimler. Törenler. Cenazeler. Henüz hiçbir şey olmadığı için gelecek de yok ve olaylar gerçekleştiği zaman ‘sasa’ oluyor; Swahili dilinde 'şimdi' demek. Sonra da ‘zamani’, yani geçmiş oluyor. Bizi bekleyen şey de bu. Çünkü bir gün geçmiş olacağız ama geleceğimiz yok. Gelecek diye bir şey yok. Zaman geriye doğru gidiyor. Katlana katlana. Fiziğe dair bildiklerimizin çoğu bununla uyumlu. Her neyse, yani önümüzde olan gelecek değil, geçmiş."
"Yani her şey iç içe. Annenle babanın burada tanışması gelecekteki her şeyden daha gerçek çünkü olmuş bir olay. Biz geleceği düşündükçe, hayatı dışlıyoruz. Einstein'ın dediği gibi, ‘zaman’ içinde yaşadığımız bir durum değil, bizim düşünme biçimimiz. Benim anladığım şey, gerçek olana odaklanmamız gerektigi çünkü zamanı bu şekilde yaratıyoruz. Durmadan gelecek denen o soyut hiçliği düşünerek değil."
Evet, ilk etapta apoptozun iyi bir şey olduğunu düşünebiliriz. Yani kötü hücre devreden çıksın isteriz. Ancak erken yani normalde hücre ömründen daha erken hasara uğrayan hücre sayısı arttıkça bu, bazı organlar için sorun olabilir. Mesela beyin ve sinir sistemi hücreleri apoptoz ile imha edildiğinde yerine yenisi gelmeyecektir. Zamanla azalan sayıda hücre ile beyin aynı işi yapmaya çalışacaktır. Yaşlılıkla beraber sayıları iyice azalan hücreler beyinde atrofi dediğimiz küçülmeye sebep olacaktır. Beyinde atrofi hemen hemen her yaşlı beyinde olan bir durumdur. Özellikle demans, Alzheimer, Parkinson gibi durumlarda daha ilerlemiş haliyle gözlenen bir dejenerasyondur. (Einstein'ın beyni yıllar sonra patologlar tarafından incelendiğinde ileri yaşına rağmen atrofiye dair bulgu görülmemesi halen bilim adamlarını şaşırtır. Zekâ ile atrofi ters orantılıdır.
Einstein “Tanrı dünya ile zar atmaz” diye şikâyet edince, bildirildiğine göre Niels Bohr onu şöyle terslemişti: “Tanrı’ya ne yapacağını söylemeyi bırak.”