"Çok hasta olmamın sebebi de bu," diye karar verdi sıkıntıyla sonunda, "kendi kendime eziyet ediyor, acı veriyorum ve ne yaptığımı bilmiyorum... Dün de, evvelsi gün de, bütün bu süre boyunca perişan ettim kendimi.. İyileşeceğim ve.. kendime acı çektirmeyeceğim.. Peki ne diye iyileşemiyorum? Tanrım! Bütün bunlar nereden buldu beni! "
"... Acı ve ağrı büyük bilinç ve derin kalp sahibi olanlar için zorunludur hep. Gerçekten yüce olan insanlar bence, yeryüzünde büyük bir kader hissediyor olmalı," diye ekledi dalgın bir tavırla, konuştuğunu unutmuş gibi.
Onunla ilgili görüntüler böyle, birbiri ardına, dalgalar gibi gelip vuruyordu bana, beni bilinmedik yeni bir yere sürüklüyordu. Orada, Naoko yaşıyordu ve onunla konuşup ona sarılabiliyordum. Naoko orada, içinde ölümle birlikte yaşamını sürdürüyordu. (...) "Problem nedir?" diye soruyordu bana, çekingen bir gülüşle, "İşte buradayım, öyle değil mi? (...) ölüm o kadar ciddi bir şey değil. Sadece ölüm işte. Burada işler çok kolay."
Ah, güzelim dünya! Daha dün kasvetli, ıslak ve çirkin görünürken şimdi tanrılara layık bir mekana dönüşüvermişti. Doğanın bu büyüleyici görünümü benim de moralimi yükseltmişti. Geçmiş hafızamdan silinmiş, sükûnete bürünmüş, gelecek ise umut ve sevgi beklentisiyle ışıldamaya başlamıştı.