Ela Ersoy

O eski kabadayıların, matah insanlarmış gibi ballandıra ballanırda anlatılmasından nefret ederdim. Bu memlekette kıyıcı adama duyulan hayranlığı anlayabilmiş değilim. Zaten onlar hakkında anlatılanların neredeyse hepsi palavraydı. Zenginden alıp yoksula dağıtmaların, cesaret gösterilerinin ve büyük kahramanlıkların filan çoğu yalandı. Zorla gasp ettiklerinin birazını dağıtsalar ne olur, dağıtmasalar ne olurdu?
Düşünce
Reklam
Bugün için bilinemeyen bazı gerçekler, bazı üstü örtülü olaylar, küçük ya da büyük bazı topluluklara gösterilen ilgisizlikler, tarihin tozlu raflarında unutulduğu için hemen önemi sezilmeyen yaşantılar ve yanlış yorumlamalar nedeniyle sınıflamalarda alt katta kalmış insanlar güneş ışığına çıkarılabilseydi (bu güneş bile bildiğimiz güneşe benzemeyecekti elbette) Selim’in yalnızlığının sadece bir görünüşten ibaret olduğu anlaşılacaktı.
İnsan
Turgut: “Sen, yalın düşüncelere alışıksın sadece. Hayatın asıl tadı, gerçek tuzu olan ikinci dereceden bilinmeyen güzelliklerin farkında değilsin. Biliyorsun hayat…” Selim: “Size ikinci ihtarı veriyorum.” Turgut: “Başkan benim. İhtarı ancak ben verebilirim.” Selim: “O halde kendine iki ihtar ver de aklın başına gelsin.” Turgut: “Olmaz öyle şey. Burası İngiltere mi? Biz de Anglosakson terbiyesi mi var? Avam kamarasında mıyız ki en şiddetli tartışmalardan sonra bile iktidar ve muhalefet olarak meclisten kol kola çıkalım?”
İnsan
“Koparıp atsaydı bütünlüğünü bozan bu acıklı tarafını da geri kalanını kurtarsaydı hiç olmazsa. Yapmadı. Kendini, rakipsiz saydığı konuların dışında, bir daha hiçbir zaman tecrübe etmemeyi ve kuvvetsiz olduğu yerlerde de ehemmiyetveremiyormuşçasınagillerden olmayı uygun buldu.”
İnsan
“Tam da Nâzım’ın söylediği gibi, şöhret geçiciydi, insanlar ve meslekler kalıcı değildi, her şey ve herkes unutulmaya mahkûmdu.”
Edebiyat