Mekkeliler Peygamberle restleştiler. Vaat ettiği o azabı getirmesini istediler. Kıssalarda geçen geçmiş toplumlarda iş bu noktaya geldiğinde azap hak olmakta ve inananlar kurtarılarak, kalan toplum tümüyle yok edilmektedir. Hz.Muhammed uzunca süre bu inançtaydı. Ancak geçmiş toplumlar gibi Mekke halkı da çok azı hariç inkar ettiği ve bunu açıkça ilan edip "Haydi o vaat ettiğin azabı gönder!" dedikleri halde beklenen azap gelmedi. Bu yüzden Kur'an ayetlerinin bu yöndeki ifadeleri ilerleyen süreçlerde azalarak daha çok uzak azap, yani cehennem azabı üzerine yoğunlaştı...
📚🔔 Tatil zili çaldı!
Bir yıl boyunca verilen emeklerin ardından şimdi dinlenme, keşfetme ve yeni maceralara atılma zamanı. 🌞
Bu yaz bol kahkahalı, bol anılı ve elbette bol kitaplı geçsin. Tüm öğrencilere keyifli tatiller diliyoruz! 💙📖
Hz. Muhammed'in gece kalkışlarını, gündüzleri yerine getireceği davet sorumluluğu için bir tür hazırlık olarak görebiliriz. Aktaracağı tüm cümleleri hazırlamak, etkili örnekler ve ifadelerle zenginleştirmek, bunların doğruluğundan ve Rabb'in adına uygun olduğundan emin olmak, mesajın temel mantığına uygunluğunu tasdik ettirmek için büyük bir çaba gösteriyordu.
Dikkat etmemiz gereken ayrıntı, Hz. Muhammed'in Allah'tan vahiy aldığını düşünmesinin onun bir yorumu olduğu ve herhangi bir mümin gibi buna iman ederek kabullendiği hakikatidir. O tecrübesi hakkında bir yorum yaptı ve bunu kabullenip iman etti.
Kuran'da Hz. Muhammed'den isim olarak çok az ayette söz edilir ama her bir noktasında onun izini, buram buram kokusunu, etkisini gözlemlemek mümkündür.
Kur'an benzeri metinler, Arap dili kullanılarak oluşturulabilir; bu mümkündür. Bunu daha sonraları Mutezile'nin bazı temsilcileri de kabul etmiştir. Ancak Kuran'daki bu meydan okumanın mahiyeti tam anlaşılamadığı için bunun dilsel olarak mümkün olmadığından değil, Allah'ın engellemesinden kaynaklandığı düşünülmüştür.