1855 yılında ilk kez Musée des familles dergisinde yayımlanan Buzullar Arasında Bir Kış, okuru Dunkerqueten dondurucu Grönland'a uzanan, aşk ve dostluk uğruna girişilen heyecan ve gerilim dolu bir maceraya davet ediyor. Bu kisa ama çarpıcı öyküde, büyük macera romanlarının barındırabileceği bütün unsurlar mevcuttur: Çetin bir deniz yolculuğu, zorlu bir arama kurtarma girişimi, düşman bir çevrede, son derece elverişsiz koşullarda hayatta kalma mücadelesi, gemide isyan... Kaptan Louis Cornbutte, Korkusuz Kız adlı gemiyle çıktığı sefer sırasında, tehlike sinyallerini aldığı bir uskunanın yardımına koşmak Üzere iki tayfasıyla birlikte filikayla denize açılmış ve geri dönmemiştir. Korkusuz Kız'ı seferine başladığı Dunkerque'e ikinci kaptanı geri getirir. Louis'nin öldüğüne inanmayan ve kendisi de denizci olan babası Jean Cornbutte, mūrettebatı toplayarak oğlunu aramak üzere yeniden denize açılır.
!!!!!SPOİLER İÇERİR!!!!!!
Kitabımızda aşk, ihanet, dostluk, sadakat ne ararsanız vardı. Yazarımızın olayları anlatış tarzı da hoşuma gitti. Sadece o kadar fazla isim vardı ki hangisi kimin tarafında olduğunu karıştırıyordum.
Andreyi ilk okudum anda gözüm tutmamıştı ve onda bir şeyler olduğu belliydi haklıda çıktım.
En çok üzüldüm Jean Cornbutte'nin ölümü oldu oğlu için hayatını feda etti. Yolculuk resmen 1 yıldan fazla sürdü ve sonunda emellerine ulaştılar.
Tek oturuşta bitirebilecek güzel bir kitaptı.
Bir kitabın daha sonuna geldik. Görüşürüz
Tek dileğim hayatımızda Andre gibi insanlar olmasın :)
Buzullar Arasında Bir KışJules Verneelif
Yirminci yüzyıl Japon edebiyatının önde gelen yazarlarından, sıradışı hayatıyla da meşhur Osamu Dazai, intiharından hemen önce tamamladığı, Japonya'nın en çok okunan romanlarından İnsanlığımı Yitirirken'de topluma dahil olmayı beceremeyen, her şeyi eline yüzüne bulaştıran, çevresindeki herkesi hayal kırıklığına uğratmaya mahkûm bir ötekinin
acıklı hikâyesini anlatıyor.
Dazai'nin yaşamıyla çokça paralellik taşıyan romanda, kendini çocukluğundan beri bir başarısızlık abidesi olarak gören, aristokrat bir ailenin oğlu Oba Yozo hem evde hem de okulda büründüğü “soytarı" rolüyle var olmaya çalışır.
Bir itiraf niteliğindeki üç bölümden oluşan hatıratında alkolizmle, geyşalarla, sonuçsuz kalan intiharlarla dolu, “utanç” yüklü yaşamının günahını çıkarır.
İnsanlığımı Yitirirken, Osamu Dazai'nin uzun yıllara yayılan edebi intihar mektubunun son bölümü.
-Spoiler İçerir-
Yozo ailesi tarafındna azarlanan ve cinsel istismara uğramış bir karakter. Küçük yaşta bunu nasıl kaldırabilmiş benim okurken içim acıdı. Ve en acısıda bunu yaşayan binlerce çocuk var. Dazai'nin dediği gibi "Bir çocuğa böyle şeyler yapmanın, insanların işlediği suçlar arasında en alçakça olanlarından biri olduğumu düşünüyorum."
Saygı görmekten korktuğu için insanlara sanki komik neşeli biri gibi rol yapar, soytarılık yapardı çünkü sadece soytarılık yaptığında ciddiye alınırdı. Yozonun hayatı bir çok intihar ve alkol bağımlılığıyla geçiyor alkolden kurtulayım derken bu sefer uyuşturucu bağımlısı oluyor en sonunda deli hastanesine kapatılıyor. Kitabın sonunda abisi yozoyu bir taşraya iyileşmesi için gönderiyor.
Dazai'nin hayatına bakarsanız yozo ile benzer yaşanmışlıkları var . Aynı kişi oldukları düşünülsede kesin bir çizgiyle ikisi farklı kişiler diyemiyoruz belki de dazai kendi hayatının ana unsurlarını
"Artık ne mutlu ne de mutsuzum.
Her şey geçip gidiyor.
Bu zamana kadar yaşadığım, soğuk bir cehennemi andıran sözde "insan" dünyasında tek gerçek şey bu.
Her şey geçip gidiyor."