Yaşam ve ölüm aynı şeyin iki yüzüydü.
İnsan öleceğini fark etmiyorsa, varoluşunu da yaşayamaz, diye düşündü. Ve bir yandan yaşamın ne kadar harika olduğunu düşünmeden de, ölmek zorunda olduğumuzu düşünmek imkansız.
Hayatın hızı içinde, bu hengâmenin ortasında biraz durmaya, biraz soluklanmaya ve kitabın adı gibi gerçekten biraz "yavaşla"maya ihtiyacımız var. Biliyorum, bizi sürekli bir akışın içine hapseden ve bizi sürekli bir şeylere yetişmeye mecbur bırakan sebepler oldukça fazla, fakat bütün bu 'şeylerin' içinden kaçıp bir köşede biraz soluk almayı asgari düzeyde bile olsa hepimiz başarabiliriz ve başarmalıyız da.
Bu kitabı alıp masanın görünür bir yerine koymak, sadece adını görmek bile bize biraz sükûnet verebilir. Okumaya başlamadan evvel kitabın saygıdeğer yazarı Kemal Sayar'ın "Biraz Yağmur Kimseyi İncitmez" adlı şiirini dinlemek de ruhunuza birkaç damla şifâ dökebilir.
İçeriği oldukça zengin; biraz sohbet, biraz tavsiye, biraz hikâye... Dili akıp gidiyor. Sessiz bir köşede, loş bir ışıkta okumalık bir kitap ya da bir sahil kenarında...
İçindeki tavsiyeleri lütfen dikkate alalım. Kitap okuyan insanlar ince ruhludur, dertlidir, çözüm odaklıdır, bir şeyleri düzeltme çabasındadır kanaatimce. Okunan he kitabın bize söylediği şeyler var. Ben okuyayım, okuduğumu yapayım; sen oku, okuduğunu yap; o okusun, okuduğunu hayata aktarsın. Böylece zincirleme bir şekilde bir şeyleri iyileştirelim. Birilerinin elinden tutalım ama hepsinden önce içimizdeki çocuğun elinden tutalım. Onu ayağa kaldırıp hâlâ bir şeylerin düzelebileceğine inandıralım. Bu dünya bizim dünyamız, bu insanlar bizim insanlarımız, bu evlatlar bizim evlatlarımız, yarınların bizim!..
İçinde bir şeylerin kıpırdandığını, kalbinin içindeki umut fısıltılarını görmeni, duymanı ve el atmanı temenni ediyorum. Güzel yarınlar için bugüne tohumları ekmeye başlayalım.
Hadi bakalım iyi okumalar ve iyi dokunmalar hayata...
YavaşlaM. Kemal Sayar · Kapı Yayınları · 202013,3bin okunma
Toplumca bir umut seferberliğine ihtiyacımız var. Baksanıza, korku tacirleri yine işbaşında, durmadan korku ve kasvet havası yayıyorlar ortalığa. İstanbul'un ve diğer büyük şehirlerin ümitsizlikle zehirlenmiş yeni çocuklarına söyleyecek bir sözümüz, onlarla paylaşacak bir düşümüz olmalı. Başkalarını görmezden gelerek, onların ıstıraplarını yok sayarak, daracık evlerine istinat duvarlarıyla saldırarak var olamayız. Eğlendiğimiz, yiyip içtiğimiz mekânlar, bindiğimiz arabalar, taktığımız mücevherler bizi soylu kılmaz. Soyluluk ötekini işitebilmekten yapılma bir mücevherdir. Soylular, kalplerini bir mücevher gibi taşıyan ve kalpleriyle düşünen insanlardır. Bu ülkenin en soylu insanları, diğerlerinin acısını içinde en çok hissedenlerdir.
Bize çılgın Türkler gerekmiyor artık, bize aklı başında, çalışkan, efendi, dinlemeyi ve konuşmayı bilen Türkler gerekiyor. Türkiye yetimhanesinde artık masallarla avunma zamanı geride kaldı.