Öncelikle belirteyim ki bütün Türki Cumhuriyetler kardeşimiz soydaşımız olmakla birlikte Krgızistan'ı ayrı bir severim.Akrabalık bağlarıyla kavileşen iki dostluk hediye ettiği için belki de.Onlardan dinlediğim gördüğüm kadarıyla bozulmamış Türk geleneklerinin, samimiyetin ,sadeliğin hüküm sürdüğü yerler oralar yani atayurdumuz. Büyük Kırgız yazarın bu naif eserini bir solukta okudum bir yandan içim acıyarak.Kitap güzel betimleri, cümle kuruluşları, sıcak anlatımıyla öyle akıcı ki elinizden bırakmanız mümkün olmuyor.Romanın başkahramanı ilkokula başlamak üzere olan, anne ve babası tarafından terk edilmiş ,dedesi ve üvey babaannesi ile küçük bir orman köyünde yaşayan bir çocuk.Yokluğu, kimsesizliği her haliyle yaşayan çocuk masum dünyasında filizlendirdiği umut masalında babasının olduğu beyaz gemiye kavuşma hayaliyle yaşar hep.Çocuk kahramanın ismi hiç geçmez kitap boyunca.O, sadece ‘’çocuk’’ tur tüm saflığı ile…Bu, saf gözlerin penceresinden seyrederiz acımasız ,kirlenmiş ve gerçek dünyayı. Aytmatov un efsanevi tatlarla bezediği romandaki gerçeklerin günümüz dünyasında da izdüşümlerini görmek mümkün. Özellikle Bekey teyzenin yaşadığı dram içimi çok acıttı.Sırf, çocuğu olmadığı için kocası Orozkul tarafından uğradığı fiziksel ve psikolojik şiddet bir kez daha ‘’kadının adı yok’’ dedirtti.Hele Mümin Dede… Yaşadığı onca sıkıntıya rağmen torununa kol kanat germesi, yoksulluğun minneti uğruna içi yanmasına rağmen kızının çektiklerine çare olamaması öyle etkileyiciydi ki.Her yaş grubuna kesinlikle tavsiyemdir bu kitap.Merhamet kelimesinin hayatımızdan çıkmaya başladığı bu hengamda ruhumuza ilaç olması umuduyla…