“Dünya böyledir: Sinsiler zorbaları yüceltir, üçkağıtçılar hırsızlara cömert davranır, yalancılar sapıklar için duygusal şarkılar söyler. Buna karşılık çulsuzlar garibanları dolandırır, dindarlar inançlıları lanetler, mazbutlar iffetlileri iğfal eder. Kötülük, kendini ilkesel ve pratik iyilikle ikame eder. İyilik ise sınayıcı ve bedel ödetici bir örüntü içinde kendi ideallerini yakarak yol alır. Şeytan, kutsal kitaplardan alıntı yapmayı sever. Meleklerse daima görmezden gelinir.”
Sayfa 80 - Ruhi Mücerret, April Yayıncılık·Kitabı okudu
Nerden bulurlarsa her zaman zavallı bir kocakarı bulurlar ve kadını tam altı koca saat karşılarında oturtup onun o acınası, duygusuz yüzünü tuvale geçirirler. Bazen de odalarını resmederler. Her türden sanatsal ıvır zıvırla dolu odalardır bunlar çoğu kez: Zamanın ve tozun kahverengiye çalan bir renk verdiği alçıdan el ve ayaklar; kırılmış resim sehpaları, baş aşağı gelmiş bir palet, gitar çalan bir dostun tablosu, boya bulaşığı duvarlar; ardında solgun Neva'nın ve kırmızı gömlekli yoksul balıkçıların göründüğü ardına kadar açık bir pencere... Tüm resimleri boz bulanık, kül rengidir; kuzeye damgasını vuran renktir bu . Ama yine de içtenlikle, keyifle haz duyarak çalışırlar.
Sözünü ettiğimiz genç adamın bizim Rus milleti için hayli tuhaf sayılacak biri olduğunu söylemek zorundayız; düşlerimizde gördüğümüz şeylerle gerçek dünya arasında ne kadar uyum varsa, onunla Petersburg halkı arasında da o kadar uyum vardı. Sakinlerinin hemen tümünü memurların, tüccarların, bir de zanaatkar Almanların oluşturduğu bir kent için bu genç adam ve onun gibi olanlar tümüyle ayrıksı bir katman oluşturuyorlardı. Ressamdı çünkü bu genç adam. Gerçekten de garip bir olay değil mi? Petersburglu bir ressam! Her şeyin, her yanın soluk, kül rengi, sisli, ıslak olduğu bir ülkede, karlar ülkesinde, Finler ülkesinde ressam olmak!