"Bütün mutlu aileler birbirine benzer, her mutsuz ailenin mutsuzluğu kendine göredir."
Tolstoy bu kısacık "ilk" cümle ile bütün kitabını özetlemiş aslında. Anna Karenina ailelerin mutsuzlukları, sıkıntıları, aştıkları ve aşamadıkları ile dolu. Bu eserle ilk tanışmam kitabı ile olmadı. Yıllar önce Ankara'da tiyatrosuna gitmiştim, bu yüzden sonunu bilerek okudum. İyi ki de okumuşum diyorum çünkü 2 saatlik bir tiyatro ile anlatılamayacak kadar çok olay var içinde (ki tiyatro çok başarılıydı). Özellikle tiyatroda sadece Anna'nın çevresinde dönen olaylar aslında kitabın yarısını bile kapsamıyor. Hatta bence Anna kitabın ana karakteri bile değil, bence asıl karakter Levin.
Levin aslında kitap boyunca kendini, kimliğini, kim olduğunu arayan biri. İnancını bile tam kafasında oturtamamış, sürekli arayış içinde olan bir karakter. Düşünce yapısı, savundukları, hayattan beklentileri ve olmak istedikleri o kadar berrak ve aydınlık ki beni kendine hayran bıraktı. Hatta şu alıntısını da eklemekte yarar olduğunu düşünüyorum:
"Aldığı borcu geri vermek ne kadar gerekliyse, tıpkı Levin'in yaptığı ve diktiği her şey için dedesine teşekkür ettiği gibi, oğlunun da başına geçtikten sonra babasına teşekkür edeceği şekilde atalarından kalan toprağı elinde tutması aynı şekilde kesin olarak gerekliydi. Bunun için de toprağı kiraya vermemek, kendi elleriyle işlemek, hayvan beslemek, tarlaları gübrelemek, ağaç dikmek gerekiyordu."
Keşke herkes bunun yarısı kadar düşünebilse. Aslında hepimiz ailelerimizin bize bıraktığı her şeye (sadece mal mülk değil; ahlâk, etik, değerler, sevgi, saygı ve çok daha fazlası) müteşekkir olmalı ve çocuklarına daha iyisini bırakmak için çalışmalıyız. Levin de bu düşüncede bir insan, onu sevme sebeplerinden biri de bu.
*SPOILER*
"İnsanoğlunun alışamayacağı