Yıllar önce bir şans verip okumaya çalıştığım ama yarım bıraktığım bu kitaba yeniden bir şans verdim. Verdim ama ne yazık ki yine kitabın içine çekilemedim. Bu kitabı yarım bırakmış olmam bir eksiklik gibi değil; aksine güçlü bir okur refleksi gibi geliyor bana. Vadideki Zambak, sabır isteyen bir roman; fakat bende sabırdan çok bir geri çekilme duygusu uyandırdı.
Balzac’ın dili tartışmasız güçlü. Ancak bu güç, romanda sık sık okuru dışarıda bırakan uzun ve ağır betimlemelere dönüşüyor. Öyle cümleleri var ki 100 kelimeden fazla — evet, üşenmedim saydım — ve bu durum, duygunun kendisinden çok duygunun etrafında dolaşan cümlelerle karşı karşıya kalmama neden oldu. Bir noktadan sonra metni hissetmek yerine, onun içinde kaybolduğumu fark ettim.
Roman, genç bir anlatıcının hayatında derin izler bırakan bir kadınla kurduğu duygusal ve idealize edilmiş bağ etrafında şekilleniyor. Hikâye, büyük olaylardan çok iç dünyaya, vicdan muhasebesine ve bastırılmış duygulara odaklanıyor; bu yönüyle temposu düşük, psikolojik ağırlığı yüksek bir anlatı sunuyor.
Ancak romanı benim için asıl düşündürücü kılan noktalardan biri, çocuklukta tamamlanmayan sevgi ve ilginin yetişkinlikte nasıl derin boşluklara dönüşebildiğini göstermesi oldu. Sevgiyle, ilgiyle doyuma ulaşamayan bir çocuk; büyüdüğünde bunu bir insanda, bir ilişkide, hatta bir idealde telafi etmeye çalışabiliyor. Bu da çoğu zaman sağlıklı bir bağlanmadan çok, bağımlılık doğuruyor. Bu da bana çocuklukta gösterilen ilgi, şefkat ve sevginin eksik oluşunun ne kadar tehlikeli olabileceğini gösteriyor.
Roman boyunca idealize edilen fedakârlık, bastırılmışlık ve “ahlaki doğruluk” fikri, özellikle Henriette karakteri üzerinden neredeyse kutsal bir zemine taşınıyor. Ancak bu kutsallık, bana göre bir erdemden çok yaşayamamanın yüceltilmesi