İhtilal'den itibaren asker kurgularına karşı bakış açım değişti. Asker kurgularında bazı geleneksel olayları sevmesem de, benim kitabını okuduğum yazarlar hisleri çok güzel yaşattırıyordu. Asker kurgularında her duygunu yaşamak mümkün ve galiba bunun için bile asker kurgularına devam ediyorum. Aile bağı, türlü türlü travmalar, acı, şiddet, kan, sevgi, arkadaşlık bağı, vatan sevdası ve aşka evrilmesi, özlem, bazılarında da yetişkin içerik ve b. Doğru zamanda okunduğunda kitaplar insanların yüreğinde yer eder. İs Kokan Zeytin Ağacı de kötü günlerimde bana yoldaş oldu. Kitap baştan ayağa naiflik kokuyor, sevgi kokuyor, özlem kokuyor, asker yolu bekleme kokuyor, geleneksellik kokuyor. Böyle sahnelerde kendimi asla tutamıyordum.
Kitap yavaş şekilde işlendiği için slow burn hakim, ilk 150-200 sayfalara kadar bazen sıkılarak okuyordum, bu yüzden bazı günlər okuyamadım. Dram ve slow burn de bir araya geldiğinde benim için bu sayfalar yorucu oldu. Haliyle karakter gelişimleri ve ilişkilerini de slow burn tarzında ilerliyerek okudum. Ama değdi, en azından benim için.
Yazar öyle güzel ve naif, bağrıma basacağımız karakterler yaratmış ki. Yusuf Agah, Mihra, Bilal, Elifim, Bilalın Elifi, Ali çok değerliydiler, iyi ki, onlarla tanıştım, hayatlarına girebildim. Yazarın kitab sevdası galiba Mihra ve Yusuf Agaha ve diğer karakterlere de yansımış, bu kitaba bambaşka bir hava kattı, naifliğinin üstüne naiflik getirdi.
Yusuf Agah ve Bilalin mesleki zorlukları, vatan ve sevdiklerine sevdaları için yaşam savaşı vermeleri her sahnede beni ağlattı resmen.
Bunu ek olarak söyleyeyim ki, ben Yusuf Agahın düşüncelerini daha çok okumak isterdim, onun düşüncelerini okumak daha çok akıcılık sağlardı, çünki ilk 150-200 sayfaya kadar okumamı sağlayan akıcılık değil, sabrımdı.
İlk kitabın sonu öyle de