Martin Eden
Martin Eden benim iki defa okuduğum ve en iyi kitaplar kategorisine koyduğum bir kitap. Ah Martin... Hakkında ne yazsam ne çizsem eksik kalır, onun yolculuğuna eşlik eder gibi ara sıra kitabın içine dalıp “sana inanmayanlar olsa bile yoluna devam et” diyesim gelirdi. Martin 19 yaşında, özünü bulma yolculuğuna çıkmış bir genç, aslında onun bu yolculuğa adım atmasına neden olan yegane olay Ruth’a ilk görüşte aşık olması. Ruth’a aşık olmak ona bir hayat amacı vermişti âdeta, bu amaç Ruth ile evlenip onu alıştığı hayat kadar rahat ettirebilecek bir yaşam sürmekti. Ne var ki sınıf ayrımını iliklerimize kadar hissettiğimiz romanımızda Martin de bunu fark eder, Ruth üst sınıftan bir aileye mensuptur. Martin ise alt tabakada alışkanlıklara sahip, kaba bir mizacı olan, en önemlisi okul okumamış ve mesleği olmayan birisi. Ruth ise edebiyat fakültesi mezunu, belki de bundandır ki Martin’in bugüne kadar kitaplara duyduğu o minik ilgi koca bir kıvılcıma dönüşmeye başlar. İşte buradan sonra hikayemizin en zirve noktasına yaklaşmaya başlamaktayız, Martin âdeta büyük bir açlıkla kitaplara, yazmaya saldırır. Başta okur, kendini geliştirir sonrasında ise eserler ortaya koymaya başlar. İşte bu nokta Martin’in özünü bulduğu, kendini gerçekleştirme yolunu arşınladığı noktadır. Hayatının yegâne amacı bu olmuştur artık, eserlerinin basılması ve onu milyonlara duyurmak... Bu yolda çok çabalamıştır fakat çevresinde Ruth da dahil olmak üzere ona kimse inanmaz. Onlara göre değerli olan bir meslek edinip çalışmaktır, herkes bunu ona dikte eder ama o yolundan vazgeçmez. Vazgeçmedikçe de sevdikleri onu bir bir tek eder Ruth da dahil... Bir süre sonra binbir emek verip yazdığı eserleri birdenbire editörlerden kabul alır, Martin buna çok şaşırır çünkü tam da pes ettiği noktada şansı