Hikayenin ana karakteri Martin Eden toplumun alt sınıf olarak nitelendirdiği bir tabakaya ait. Kendi hayatının penceresinden daha önce dışarı çıkmamış, aradığı sevgiyi kendi içinde dahi bulamamış biriyken soylu bir sınıfa ait kızı sevmeye başlar, kendi bulunduğu konumdan onun olduğu yere ulaşabilmek için verdiği çabayı, bu çabanın içerisinde kendisini bulması ve günün sonunda bulduklarının ağırlığıyla baş edememesini okuduk aslında.
Martin tamamen bir çırpınış ve tırmanış içerisindeydi, ait olmaya çalıştığı yerler geldiği yerlerden çok farklıydı ama onu ulaşmaya çalışırken ki yol değil, o yolda karşılaştıkları yordu. İki yüzlülükler, emeğinin karşılığını alamaması, alaycı tavırlar, yolunu destekleyen kimsenin olmaması ve kendi inandığı şeyleri savunmak için bile büyük bir çaba sarf etmek zorunda kalması...
Martin, bulunduğu yerden şöyle bir dönüp çevresine baksaydı eğer, ulaşmaya çalıştığı yerlerin göründüğü kadar yüksek olmadığını ve hatta vasat bile denilemeyecek kadar aşağı olduğunu görebilirdi belki. Fakat insan içinde bulunduğu durumların vehametine kapılınca, çıkabileceği her kapı ona haz duygusu uyandırır. Onun yanılgısı da bundandı…Nitekim o yanılgıyı fark ettiği zaman, iş işten geçmiş, arzu duyduğu ve ulaşmaya çalıştığı toplum tarafından benimsenmiş, fakat kendi özü içinde kaybolduğundan gerçek dünyayı tanımak ona çok ağır gelmiş, bu ağırlığın altından kalkamamıştı…Oysa kendisine verdiği öğütlerden bir tanesi şuydu, “Burada duramazsın, devam etmek zorundasın, biliyorsun ki sonuna kadar gitmek zorundasın.”
Martin, kendi hayatımızda zaman zaman empati kurmaktan kaçınamayacağımız bir karakterdi, fakat söylemeden de geçemeyeceğim; bu hayatta ne olduğunuz, kim olduğunuz, aidiyet hissiniz, sizi kimin benimsediği, kimin yok saydığı, kimin hor gördüğü, dünyayı