(...)
seni çok özlerim orada, diyor connell. dayanamam.
başta öyle olur. sonra geçer.
(...)
ne yapacağımı gerçekten hiç bilmiyorum, diyor connell. kalmamı istediğini söyle, kalayım.
marianne yumuyor gözlerini. dönmez herhalde, diye düşünüyor. dönse bile aynı olmaz. şu an yaşadıkları hayata bir daha asla dönemezler. yine de marianne için yalnızlığın acısı, eski acısına, hissettiği değersizliğe kıyasla hiçbir şey. connell'ın bir armağan gibi hayatına getirdiği iyilik, şimdi kendisine ait. connell'ın önünde hayat dört bir yöne birden açılıyor şimdi. çok iyi geldiler birbirlerine. gerçekten, diye düşünüyor marianne, gerçekten. insanlar birbirlerini değiştirebiliyormuş gerçekten.
gitmelisin, diyor marianne. ben hep burada olacağım. biliyorsun.
-son-
5 mayıs'26
(...)
seni seviyorum.
gülüyordu o an marianne, yüzü kıpkırmızıydı. emrine amadeydi marianne o an; connell onun ruhunu kurtarmayı seçmişti ve kurtarmıştı. (...) ne garip bir başkasının buyruğu altında hissetmek; ama bir yandan da ne kadar sıradan. kimse başkalarından bağımsız olamayacağına göre ne diye karşı koymaktan vazgeçmiyoruz, diye düşündü, niçin öbür yöne doğru koşmuyor her şeyimizle insanlara bağlı olmuyor, onların bize bağlı olmasına izin vermiyoruz ki, ne çıkar bundan. biliyor kendisini sevdiğini, artık şüphe etmiyor.
(...)
küçük bir dalavereyle iki ayrı varoluşa sahip olabilir, hayatında ne yapacağını ya da nasıl bir insan olacağına dair o kaçınılmaz soruyu asla cevaplamak zorunda kalmayabilir . bu düşünce öyle teselli ediyor ki connel'ı, birkaç saniyeliğine marienne'den gözlerini kaçırıyor, bu inancı birazcık daha sürdürebilmeye çalışıyor. biliyor ki onun yüzüne baktığında artık buna inanması mümkün olmayacak.
hepimiz hikayeler dinlemek isteriz, tıpkı çocukken olduğu gibi dinleriz anlatılanları. gerçek hikayeyi sözcüklerin içinde hayal ederiz, bunu yapmak için de hikayedeki kişinin yerine koyarız kendimizi, kendimizi anladığımız için onu da anlarmış gibi yaparız. bu bir kandırmacadır. kendimiz için varızdır belki, zaman zaman da kim olduğumuzu anlar gibi oluruz ama yine de asla emin olamayız, hayatlarımız sürerken kendimize karşı gitgide daha fazla saydamlaşırız, kendi tutarsızlığımızın daha çok farkına varırız. hiç kimse bir başkasının sınırından içeri giremez, nedeni de basittir: hiç kimse kendine ulaşamaz da ondan.