“On dört yaşındaki Sultan Ahmed buharda yeşeren fıdan gibiydi.
Bir yandan vücutça serpilirken, bir yandan da hocalarından Arapça, Farsça edebiyat, vezin, kafıye, tarih ve dininin akidelerini öğreniyordu. Fakat bir de "aşk ve muhabbet ilmi" vardı, o ilmin hocası, üstadı yoktu. Onu insana hava, su, rüzgar, ışık, koku öğretirdi.”