“Kin’in Yas’ından eser kalmaz bu gidişle. İsmim Ahmet olur. Pierre olur. İnsanın hayvanından eser kalmaz bu gidişle. Mesleğim işçilik olur. Politikacılık olur. Hayatın ölümünden eser kalmaz bu gidişle. Evim uyku olur. Kinyas rüya olur…”
“Tesadüf seni önüme çıkarmasaydı, gene aynı şekilde, fakat her şeyden habersiz, yaşayıp gidecektim. Sen bana, dünyada başka türlü bir hayatın da mevcut olduğunu, benim bir de ruhum bulunduğunu öğrettin.”
“Benim fikrimce aşk diye ayrı, mücerret bir mefhum yoktu. İnsanlar arasında çeşit çeşit kendini gösteren bütün sevgiler, sempatiler bir nevi aşktı. Yalnız yerine göre isim ve şekil değiştiriyorlardı.”
Zira kadın gerçekleri söylemeye başlarsa aynadaki figür küçülür. Erkeğin yaşam sevinci azalır. Eğer erkek kendisini kahvaltı ve akşam yemeğinde olduğunun en az iki katı büyüklüğünde göremezse, hükümler vermeye, yerlileri uygarlaştırmaya, kanunlar çıkarmaya, kitaplar yazmaya, giyinip kuşanıp resmi şölenlerde nutuk çekmeye nasıl devam edebilir?
…
Aynadaki görüntü azami öneme sahiptir çünkü yaşama gücü verir; sinir sistemini uyarır. Onu erkeğin elinden alırsanız kokainden mahrum bırakılmış bir uyusturucu bağımlısı gibi ölebilir.