Puan vermedi·192 syf.··
Beğendi
·
2026 22. kitabı
·
29 saatte okudu
·
Okunma: 05 Haziran 2026 14:46
Geri verilen kız | Yaşayan iki annenin biricik yetim kızıydım. Biri beni daha ağzımda sütü kurumamışken evlatlık vermişti, diğeri de beni 13 yaşında ilk anneme iade etmişti. Ayrılıkların, yalancı ya da gerçeği söylemeyi reddeden akrabaların, mesafelerin kızıydım. Aslında kimin kızı olduğumu bilmiyordum. 14 yaşında bir kızın yaşadığı iade edilme hikayesini okuyoruz. 6 aylıkken başka bir aileye verilen ve 14 yaşında tekrar ailesine iade edilen bir kızın kalp kırgınlığını, bekleyişini, kandırılmasını okuyoruz kitapta. Sevgi dolu, kitaplarla çevrili, piyano dersleri, dans dersleri aldığı elit ve konforlu bir dünyada büyüyüp sonra gerçek ailesine, fakirliğe, açlığa iade edilir Arminuta. Şehirdeki annesi onu neden bırakmıştı? Hasta mıydı? Belki de ölmüştü. Cevabını bulamadığı sorularla gerçek ailesinin içine karışıp yeni tanıştığı kız kardeşine ablalık yapar. Aidiyet, kimlik arayışı ve sınıf farkını genç kız olmaya çalışan bir çocuğun gözünden çarpıcı şekilde aktarmış yazar. Hüzün içinde okudum, sanki yaşadım. O kadar beğendim ki bu kitabı anlatamam büyüme hikayelerini, realist hikayeleri sevenlere kesiinnnnnlikleee tavsiyedir
Geri Verilen KızDonatella Di Pietrantonio · Domingo Yayınevi · 20254,180 okunma
Aşkın Ticari Gerçekliği, Toplumun Sahteliği
Puan vermedi·517 syf.··
2026 17. kitabı
·
26 günde okudu
·
Okunma: 31 Mayıs 2026 23:48
Kitaba başlarken beklentim çok daha farklıydı. Martin’in hayatındaki o büyük dönüşümü izlerken daha sürükleyici, ilham verici ve başarıya ulaşıldığında okuyucuya da o tatmin duygusunu yaşatacak bir akış bekliyordum. Roman, beklentimin aksine beni ciddi anlamda yordu. Martin’in açlıkla, bitmek bilmeyen reddedilişlerle mücadelesi ve sayfalar süren felsefi iç monologları okuma sürecini ağırlaştırdı. Fakat kitabı bitirdiğimde fark ettim ki bu yorgunluk, romanın başarısızlığından değil; aksine yazarın o ağır, bunaltıcı ve çaresiz atmosferi okuyucuya birebir hissettirme gücünden kaynaklanıyordu. Gelelim kitabın içindeki olaylara;Martin her şeye Ruth için katlanmıştı; açlığa, uykusuzluğa, aşağılanmaya... Kafasındaki Ruth imajı onun yaşama tutunma sebebiydi. O imaj yıkılınca, uğruna savaştığı her şey anlamını yitirdi ve geriye sadece katlanılmaz bir yalnızlık kaldı. Martin Eden kendini geliştirdikçe trajik bir şekilde yersiz yurtsuz kaldı. Eski işçi arkadaşlarından koptu çünkü artık onlarla konuşacak ortak bir dili kalmamıştı. Ait olmak istediği zengin ve elit sınıfın ise ne kadar sahte ve sığ olduğunu görüp onlardan da iğrendi. Sonuç; muazzam bir yalnızlık oldu. Hem toplumun sahteliği hem de en güvendiği aşkın ticari gerçekliği yüzüne bir tokat gibi çarpınca, Martin kendini o trajik sona götürdü. Çünkü her şeyi uğruna feda ettiği o "ilk yakıt" tükenmişti ve geriye sadece katlanılmaz bir varoluşsal boşluk kalmıştı. Başarıya, aşka ve toplumsal sınıflara körü körüne inanan herkesin, bu illüzyondan uyanmak adına okuması gereken ağır ama sarsıcı bir deneyim.
1000Kitap
Martin EdenJack London · Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları · 2025135,1bin okunma
Reklam
Proletarya diktatörlüğü demokrasi mi oligarşi midir?
Puan vermedi·108 syf.··
2026 14. kitabı
·
12 saatte okudu
·
Okunma: 31 Mayıs 2026 01:29
Bu kitabın yazarı Karl Kautsky Karl Marx’ın proletarya diktatörlüğü sözünü Sovyet Rusya’daki Bolşevik iktidardan çok farklı bir şekilde yorumlamaktadır. Kautsky’ye göre proletarya diktatörlüğü tek partinin veya bir kişinin diktatörlüğü değil, aksine proletarya sınıfının çoklu katılımıyla oluşturduğu demokratik parlamenter bir siyasi sistemin hakimiyetidir. Bu yüzden Bolşevik lider Vladimir İlyiç Lenin Karl Kautsky’i devrimi sulandırmakla ve döneklikle suçlamıştır. Bununla birlikte Karl Kautsky sosyalist bir iktidar devrimci şiddet ve terörle iktidara gelmemeli, böyle bir iktidar üzerine inşa edilen diktatörlükle kurulan sistem düşman kazanır ve ülke iç savaşa gebedir; bu sistem de aynı şekilde yıkılmaya matuftur. Ancak buna karşın Bolşevik Kızıl Ordu lideri Lev Troçki Kautsky’nin bu sözüne karşı “Sosyalizmde şiddet ve terörü inkâr etmek sosyalizmin mezarını kazımaktır.” demektedir. Karl Kautsky proleterya adına devrimci ve jakoben düşünce şeklindeki bir kadroyla yönetilen anti-demokratik bir yönetimi değil seçimle başa gelen bir proletarya sınıfının mücadelesini savunur. Aynı şekilde seçimle başa gelen sosyalist iktidar demokrasinin bir gereği olarak siyasetteki azınlık çevrelerin de varlığına saygı duyarak çoğulculuğun teminatını sağlamalı. Kautsky’ye göre proleterya sınıfının iyiliği için tek partili ve diğer siyasi kadroları dışlayan elit bir kadronun varlığı sosyalizme zarar vermektedir. Kautsky 1871’deki Paris Komünü bile çok çevreli bir sosyalist hareket olduğu için diğer sosyalist hareketleri dışlayan 1917 Bolşevik Devrimi’nden daha demokratik görmektedir. Kautsky bir sosyalist proleter hareketin demokrasi yoluyla bile burjuvazi tarafından ezilme ihtimaline karşın ise proleterya hareketinin daima kendini geliştiren bir hareket olması nedeniyle tekrar
Proletarya DiktatörlüğüKarl Kautsky · Yazılama Yayınevi · 20089 okunma
8/10
·517 syf.··
2026 27. kitabı
·
24 günde okudu
·
Okunma: 25 Mayıs 2026 14:04
Zirveye çıkmak için her şeyini feda eden ama yukarı vardığında o manzaranın aşağıdan göründüğü kadar güzel olmadığını fark eden adamın trajedisi. Üst sınıfa ulaşmak için o kadar çaba, o kadar hırs, sırf o elit dünyaya girmek için günlerce çekilen açlık, fakirlik, yoksulluk ama içine girince gördüğü tek şey koca bir sığlık oldu. Bilgiyle sınıf atlanır sanırsın fakat sadece yalnızlaşırsın. Martin'in sorunu başarısızlık değil, başarının sonunda gelen zirvedeki yalnızlık kuramı oldu. Martin karakteri çok gerçekçi içsel bir mücadele olmuş, zaman zaman bizimde bu mücadeleleri verdiğimiz anlar olmuyor değil.
Martin EdenJack London · Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları · 2025135,1bin okunma
Bazı Hisler Ölümcül Maskeler Takınabilir mi?
10/10
·296 syf.··
2026 20. kitabı
·
5 günde okudu
·
Okunma: 03 Mayıs 2026 03:43
Haberlerde genellikle cinayetlere intihar süsü verildiğini okumuş/görmüşüzdür. Peki bunun tam tersi olabilir mi? İntihar, öfke ve intikam cinayet süsü takınabilir mi? Nicholas Blake'in Ölüm Sorunu isimli eseri bir noel yemeğinde meydana gelen polisiye olayları ele almakta. Bu inceleme yazımda kitap içeriğine olabildiğince yüzeysel değineceğim (kitabın heyecanının kaçmaması için) ama yer yer spoiler bilgiler yer alabilir. Olay kurgusu çok güçlüydü. Katilin son ana kadar anlaşılamaması, karakter sayısının dengesi kurguyu başarılı kılan unsurlardan bazılarıydı. Karakterlerin üst, tabiri caizse -elit- kesimlerden olması ve sadece bir olayla devam etmemesi kurgudaki gücü iliklerime kadar hissettirdi. Bunlarla birlikte kurgudaki başarı; eseri okurkenki her anda heyecan, merak seviyemi iyi seviyede tuttu. Delillerin bulunması (karda ayak izi olan botun cesedin bulunmasından sonra olay mahalline koyulması, cinayet silahı olarak ceviz kullanımı gibi), tam her şey bitti derken son anda patlak veren yeni olayların olması heyecan, gerilim, tutku, merak gibi duyguları zirvede yaşamamı sağladı. Bu hisleri en çok ilk maktulün geçmişi ile ilgili bilgilerin ortaya çıktığı kısımlarda hissettim çünkü bu bilgiler hem cinayetin çözümü için önemliydi hem de kimsenin maktulün geçmişi hakkında hiçbir şey bilmemesinden dolayı ilgi çekiciydi. Şüphelilerin ve maktulün sosyoekonomik düzeyi yüksek olan insanlardan seçilmesini beğendim. Genellikle polisiye yapıtlarda bu denli yüksek sayıda sosyoekonomik düzeyi yüksek kişiler tercih edilmez. Bu seçim hem hoş bir farklılık olmuş hem de “suç” olgusunun zaman-mekan-inanç-cinsiyet-sosyal sınıf fark etmeksizin ortaya çıkabilen bir kavram olduğunu vurgular nitelikte buldum. Cinayet silahı olarak cevizin kullanımı çok ilginçti. Bu unsur
1000Kitap
Ölüm TehdidiNicholas Blake · Ayrıksı Kitap · 20245 okunma
Martin Eden: Bir İntiharın anatomisi
8/10
·496 syf.··
2026 11. kitabı
·
14 günde okudu
·
Okunma: 16 Mayıs 2026 01:16
Jack London’ın hırpalayıcı başyapıtı Martin Eden ’i kapağını kapatıp kenara koyduğumda, içimde uyanan ilk his derin bir çaresizlik ve sarsıcı bir hayranlık oldu. Roman, kaba saba bir denizci olan Martin’in, üst sınıftan Ruth Morse’a duyduğu aşkla başlayan entelektüel yükselişini anlatırken, aslında okurlara bir insanın kendi dehası tarafından nasıl adım adım yutulduğunu gösteriyor. Martin’in Ruth’un şahsında o pırıltılı burjuva dünyasını ilk gördüğü anı düşündüğü şey; o dünya onun gözünde adeta kutsal bir ışık, cehaletin karanlığından kaçıp sığınacağı bir limandı. Sırf o dünyaya ait olabilmek, o rafine zarafete layık görülebilmek için günde sadece dört saat uyuyarak dilbilgisi, felsefe ve edebiyat yuttuğu o muazzam dönüşüm sürecini okurken, onun azmine saygı duymamak imkansızdı. (…) Şimdi istiyorum. Sizin bu evde evde soluduğunuz gibi bir havayı solumak, kitaplarla, resimlerle ve güzel şeylerle dolu, kendileri temiz, düşünceleri temiz, alçak sesle konuşan insanların yaşadığı ortamların havasını içime çekmek istiyorum. (sf 81) Hikayenin en başında Martin’i harekete geçiren şey sıradan bir hoşlanma değil, adeta mistik bir adanmışlıktır; o, saf güzelliğe aşık olmuş ve güzele hizmet etmenin tek gerçek hakikat olduğunu, hayatın anlamının burada yattığını kayıtsız şartsız kabul etmiştir. Onun gözünde Ruth bu kutsal güzelliğin yeryüzündeki gölgesidir. Ancak bu kör edici aşkın trajik tezatları daha ilk anlardan itibaren kendini hissettirir. Ruth’un Martin’i kendi seçkin çevresine takdim ederken, onu eşit bir birey gibi değil de üstenci bir kibirle "himaye ettiğim arkadaş" olarak tanıtması, burjuva sınıfının o saklayamadığı sınıf bilincini ve Martin’i bir tür "ehlileştirme projesi" olarak gördüğünü yüzümüze çarpar. Martin ise bu dünyada tutunmaya çalışırken tuhaf
Martin EdenJack London · Can Yayınları · 2019135,1bin okunma
Reklam
Reklam