Ölenin ardından onun kişisel eşyalarının kaderini tayin edecek yegane kişi olmak, onun yaşamındaki noksanlığıyla baş etmek maratonunda koşması en zor kilometreymiş.
Romanın konusu, Bosna Savaşı’nın vahşet ve zulüm dolu karanlık yüzüne dikkat çekmesi yönüyle çok kıymetli.Müslüman Boşnaklara yapılan Avrupa’nın seyirci kaldığı bu adi soykırımı gözler önüne seriyor.Ancak aşk hikayesiyle savaşı bağlayan kurgusunu çok yapay ve basit buldum yazarın anlatımını da üslubunu da çok sevemedim açıkçası.
Yazarın altı çizilesi şu notuyla bitireyim:
“Yine üzülerek şunu söylemeliyim ki Avrupa ülkeleri bu savaşta kör değil, taraftı.”
Çok samimi çok nahif bir anlatım.Ne kadar yalnız olduğumuzu sanarken o kadar da yalnız olmadığımızı farkettiriyor.Düşündürüyor, şükrettiriyor, umutlandırıyor, sevindiriyor, hüzünlendiriyor… kısacası yaşadığımız hayatın ta kendisini anlatıyor.
“Acaba” ile başlayan her ihtimal karanlıktı ama biz o ihtimallerin hep çok güzel en azından mevcuttan daha güzel olduğunu düşünüyor, bu yanılgı ile kendi kendimizi yiyip bitiriyorduk.