Son zamanlarda iyice karmaşaya sürüklenen onun siyasal ve kültürel ilişkileri yüzünden erkenden uyandığımızda, daha yataktan bile çıkmadan her seferinde midemiz bulanıyor. Gerçeği söyleyecek olursam , onun akla gereksinim duymaması yüzünden benim gibi bir insan çoktandır umutsuzluk duymamakla kalmıyor, artık sadece kusuyor. Öyle bir ülkeden gidiyorum ki, dedim kendi kendime demir sandalyenin üzerinde, orada düşünce insanı denilen insana zevk veren her şey, zevk vermese bile, hiç değilse varoluşundan haz duymasını sağlayan her şey uzaklaştırılıyor, atılıyor, söndürülüyor, orada artık yalnız bütün ayakta kalma dürtülerinin en ilkeli hüküm sürüyora benzer ve orada düşünce insanı denen insanın en ufak bir isteği henüz filizlenirken boğulur. Orada yiyici devlet ve aynen onun gibi yiyici olan kilise birlikte sonsuz bir ipi çekerler, bu ipi yüzyıllardır en büyük ahlaksızlıkla ve aynı zamanda en büyük vurdumduymazlıkla bu kör olmuş ve kendisine hükmedenler tarafından gerçekten de budalalığına hapsedilmiş ve gerçekten aptal olan halkın boynuna dolamışlardır. Burada hakikat, ayaklar altına alınır ve yalan bütün resmi kurumlar tarafından bütün amaçların tek aracı olarak kutsallaştırılır. Öyle bir ülkeyi terk ediyorum ki, dedim kendi kendime demir sandalyede otururken, orada hakikat anlaşılmaz ya da kabul görmez ve hakikatin karşıtı her şey için tek geçer akçedir. Öyle bir ülkeyi terk ediyorum ki orada kilise sahtekârlık yapıyor ve iktidara gelen sosyalizm sömürüyor ve sanat bu ikisinin ağzıyla konuşuyor. Öyle bir ülkeyi terk ediyorum ki orada budala olarak eğitilen halk kiliseye kulaklarını ve devlete ağzını kapattırıyor ve orada benim için kutsal olan her şey yüzyıllardan beri hükmedenlerin çöp tenekesine tıkılıyor. Gidersem, dedim kendi kendime demir sandalyede otururken,