Gözlerimi kırpmadan baktığım yeşil gözlerin sahibi, çemberime dışarıdan giren ilk kişiydi. Ailem ve Umay'dan ibarettim ben, ne arkadaşım vardı ne de öğretmenlerimle samimi bir ilişkim. Yapılan esprilere gülsem de herkes gibi samimi bir kahkaha atmazdım. Gerekli bir şey olduğunda sınıf arkadaşlarımla konuşurdum ama onun dışında insanlarla selamlaşmazdım bile.
Böyle biri olmama rağmen daha önce hayatımın hiçbir bölümünde görmediğim bir adam gelmiş, içimde kocaman bir oyuk açmıştı. İçimde ne var ne yok o kara deliğe gömülüyordu sanki. Oradan bir şey bütün duygularımı vakumluyor gibiydi, hatta bu o kadar sıkıntılı bir histi ki huzursuzluğu ciğerlerimde hissedebiliyordum.
Ona sarılıp bir an gözlerimi kapatsam ve her şeyi unutsam... İşte o zaman kendimi mutlu görebiliyordum. Tamamen güvenli kollar, sıcak bir beden. Korktuğumda, üzüldüğümde, utandığımda sığınabileceğim bir boyun. Masal gibi gelen bir ses, daha önce hiçbir yerde solumadığım bir koku.
Ediz Çağıran hislerden ibaretti. Sanki şu an hissedemediğim her şey onun bana verdiği güvenle birlikte tekrar beni ziyaret edecek gibiydi. Nefret, öfke, hatta kin bile.