Elif

Bütün hikâyelerin özünde fedakârlık yok muydu?
Şahmeran’ın bedeninde taşıdığı zehir, bir kalbin atışlarını sömürecek, bir ruhu hiçliğe gömecek kadar güçlüydü ama bulunduğu bedene, Şahmeran’a zarar veremiyordu. Gerçek daha keskindi, daha yoğundu, ciğerleri kurutacak kadar taze olan o zehirden daha güçlüydü. Şahmeran sevdiği adamı özgür bıraktığında asırlardır kendi bedeninde taşımasına rağmen pay alamadığı ölümün gerçek tarafından, daha doğrusu aşk tarafından ruhuna işleneceğinin farkındaydı. Bir söz istemişti Tahmasp’tan; özlediği hayatı tekrar solumaya başladığında, hangi sebeple olursa olsun başka insanlarla beraber suya girmeyecekti. Su mürekkep, Tahmasp ise ölüm fermanının işleneceği, yıpranmış bir kâğıt olacaktı. Söz verdi Tahmasp ama verdiği sözü somutlaştıran kelimeler dudaklarından dökülürken bile ihaneti haber veren birer elçiden başka bir şey değildi. Ve ihanet, bedeninde zehri taşıdığı gibi şifayı da taşıyan Şahmeran’ın kapısını en acımasız haliyle çaldığında onu öldüremeyen zehir gibi şifası da acısı karşısında yetersiz kalmıştı. Aşkı uğruna ölümü en iyi şekilde ağırlayan Şahmeran’ın aksine Tahmasp, özlediği ailesi için sevdiği kadının gözlerindeki ışığı kurban etmişti. Şahmeran’ın kanıyla birlikte bütün kelimeler de akıp gitmişçesine hikâyenin devamında ne olduğunu kimse bilmiyordu. Belki Tahmasp’ın yaşadığı pişmanlık satırlara sığamayacak kadar büyüktü, belki de acının insanı içine çeken cazibesi bu kadarına ihtiyaç duymuştu. Sebebi ne olursa olsun asırların sırtlanıp günümüze kadar getirdiği bütün hikâyelerin özünde fedakârlık yok muydu?
Sayfa 461·Kitabı okudu
Alıntı
Ne Kadar Kitap Kurdusun?
0-30p: Kontrollü okuyucu 📖 40-70p: Hafif bağımlı 👀 80p+: Geçmiş olsun, kitaplar seni ele geçirmiş 😅
Bazen ruhumdaki yaraları sarıyorsun
"Ben değişmeyeceğim." dedi sert bir sesle. "Ama bana bir şeyler öğretirsen ben onları kendi mayama katarak bir şekilde uygulayabilirim. Bana öğret haydi. Bana bir yara nasıl sarılır öğret. Bildiğini biliyorum. Bazen ruhumdaki yaraları sarıyorsun."
Sayfa 427·Kitabı okudu
Alıntı
Akan şey kan değil de o insanın ruhuymuş gibi hissederdim
Zihnimin en kuytu köşelerine sinmiş, eski bir alışkanlık misali belleğime kazınmış bir şeydi bu. Akan kandan etkilenmek. Fazla derin düşünen insanlara özgü bir zayıflıktı belki de. Akan şey kan değil de o insanın ruhuymuş gibi hissederdim çoğu zaman. Bileklerini kesenlerin ruhlarını hapsettikleri kafeslerin kapılarını açık bıraktıklarını, özgürlüğün tertemiz sayfalarına uğursuz, kan kırmızı bir kalemle aktardıklarını hissederdim. Burnuma dolan koku, bir ruhun izlerini taşıyordu sanki. 'Kalbine giden damarın üstü.' Bu sözler kan kokuyordu. Belki ona ait oldukları için, belki de kalbimi delip geçerken kana bulandıkları için...
Sayfa 399·Kitabı okudu
Alıntı
Kalbine giden damarın üstü, burası benim Şahmeran
"Bir şey daha," diye fısıldadı. "Bir konuya daha açıklık getirelim." Ben ona soran gözlerle bakarken sözsüz bir anlaşma yapıyormuşuz gibi gözlerimi izledi. "Burası," dedi. "Kalbine giden damarın üstü. Burası benim, Şahmeran. Her şeye bir sınır koyabiliriz ama burası benim. Vazgeçmem."
Sayfa 398·Kitabı okudu
Alıntı
Gerçek kurbanlar ölür, ben senin ruhunu istiyorum
"Kendimi feda etmemi mi istiyorsun?" Artık ağlıyordum. Çaresizliğim yüzüme yavaşça yayılıyordu. "Evet," dedi gözlerini bile kırpmadan. "Senin aydınlığını istiyorum." "Ben karanlığım," dedim alçak, titrek bir sesle. "Biliyorum. Ama ben o kadar karanlığım ki senin karanlığın benim ulaşabileceğim tek aydınlık." Dudakları dudaklarıma yaklaşırken titrek bir nefes aldım. "Benden kendimi feda etmemi istiyorsun." Bakışları dudaklarıma kayarken, "Gerçek kurbanlar..." diye fısıldadı ve bana iyice yaklaştı. "Gerçek kurbanlar ölür. Ben senin ruhunu istiyorum."
Sayfa 397·Kitabı okudu
Alıntı