İçindeki rahibin, içindeki Samana’nın ölmesi için dünyaya açılması gerekmişti, zevk ve güç, kadın ve para peşinde koşarak kendini yitirmesi, bir tacir, bir kumarbaz, bir ayyaş ve açgözlü biri olması gerekmişti. Derken bu zevkperest Siddharta’nın, bu açgözlü Siddharta’nın da ölebilmesi için daha sonra bu berbat yılları göğüslemesi, bu bolluk ve anlamsızlığın sonuna kadar, acı bir umarsızlığa gelip dayanıncaya kadar katlanması gerekmişti. Ve zevkperest, açgözlü Siddharta ölmüş, yeni bir Siddharta uykudan uyanıp gözlerini açmıştı.
Roman sürükleyici ve süslü bir mini dizi gibiydi, entrikalar, imalar, kibarlıktan kırılmalar, atışmalar ve muzipliklerle doluydu. Edebi anlamda çarpıcı olduğunu söyleyemesem de fikren güzel ve heyecanlıydı.
En önemli nokta, Austen’ın insanları yaftalamadan önce kalplerini tanımamız gerektiğini tüm yanlış anlaşılmaları bizzat bize de yaşatarak göstermesiydi. Gereksiz ön yargıları kırmadan, sebepsiz gururu bir kenara bırakmadan ilerlenemezdi çünkü. Gurur ve ön yargı sebebiyle kaç şansı ıskaladığımızı kim bilir. O kadar çok oyunlara başvurmaktayız ki artan bir ivmeyle, kimse kimseyi tanıyamadan birçok defter kapanıyor günümüzde. Belki ne güzel şiirler ile donatılabilecekti birçoğu.Yanılgıları sevmiyorken niye bu kadar tenezzül ettiğimizi sorgulatıyor bu kitap. Bunun yanında doğru bir iletişimi, dürüstlüğü, sevgiye tutunmayı ve sevgi için dış faktörlerin hepsi bir araya gelip aksi için çabalasa da bırakmamanın galibiyetini ve sevincini yaşatıyor.
Karşılıklı derin bir bağ kurmanın insanda yarattığı güzel değişimleri görmek de cabası. Büyük beklentiye sahip olmadan okunmasını tavsiye ediyorum. Gülümseyerek bitireceğinizden eminim.