Ah şu yoksulluk... İnsana neler yaptırıyor( Muazzez ve anası ), insan nelerle karşılaşıyor.(Yusuf) Hüzünlü biten bir Sabahattin Ali romanı daha. Hayatın gerçeklerini çok ince ayrıntılarına kadar canlı bir şekilde anlatan yazar muhteşem kurgusuyla sizi romana sıkmadan bağlıyor. Beğendiğim bir roman oldu fakat yine çok üzüldüm.
Öğrenmek ve anlamakla geçirmek zorunda kalmadığım her ânı sıradan iyi öğrencilerin üslubunu, cevaplarını, yaklaşım tarzlarını, kaygılarını ve ufak tefek hatalarını taklit etmekte kullanıyorum.
İlk başlarda biraz sıktı, bunun sebebi de Ömer adlı karakterin uzun konuşmalarıydı. Sonraları ise bu beylik laflara alışmaya başladım. Mesaj olarak da sonunu tahmin edemediğin bir işe kalkışma, zira sonuç hüsran olabiliyor gibi bir şey... Bu roman, birbirlerini sevdiklerini düşünen Ömer ile Macide’nin aslında mecburiyetten, daha doğrusu bir şeylere ihtiyaç duymalarından bir arada bulunmalarını ve romanın sonunda da Ömer ile Macide’nin ayrılığın kaçınılmaz bir son olduğunu görmelerini anlatıyor. Sevdim diyebilirim fakat aklımda hâlâ Raif Bey ile Maria Puder (Kürk Mantolu Madonna) var.