Mehmet Emin Akın

Mehmet Emin Akın
@eminakin
Balzac'ın veya Dostoyevski'nin bir kahramanının ismini aklımıza getirdiğimiz zaman -mesela Goriot Baba'yı veya Raskolnikov'u- hemen bir duygu, bir fedakarlığın veya umutsuzluğun hatırası, kısaca bir tutkular kaosu canlanır hayalimizde. Picwick'i aklımıza getirdiğimiz zaman ise, gözlerimizin önünde yalnızca, parlak düğmeli bir yelek giymiş, neşeli, şişman, iyi yüzlü bir adamın hayali dikilir. Şunu hemen fark ederiz: Dickens'in kahramanları söz konusu olduğu zaman resimler, Dostoyevski'nin veya Balzac'ın kahramanları söz konusu olduğu zaman ise musiki gelir aklımıza; çünkü Dostoyevski ve Balzac sezgi ile yaratırlar, Dickens ise yalnızca taklitle, onlar ruhun gözü ile yarattığı halde, Dickens bedenin gözü ile yaratmaktadır.
Sayfa 69 - Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları·Kitabı okudu
Reklam
Üç Büyük Usta'nın özeti...
Balzac'ın kahramanları açgözlü ve haristir, güçlü olmak için sonsuz bir arzu ile yanıp tutuşurlar. Hiçbir şeyle tatmin olmazlar, doymak nedir bilmezler; her biri bir dünya fatihi, bir ihtilâlci bir anarşisttir. Karakterleri Napoléon'un karakterine benzer. Dostoyevski'nin kahramanları da ateşli ve coşkundurlar, bu bayağı dünyayı olduğu gibi kabul etmek istemezler, hayatlarından memnun değildirler, hayatı küçümserler ve gerçek bir hayata ulaşmağa çalışırlar, gayeleri vatandaş veya insan olmak değildir; her birinde, bütün alçakgönüllülüğüne rağmen bir kurtarıcı olmaktan ileri gelen tehlikeli bir gururun kıvılcımı parıldamaktadır. Balzac'ın kahramanları dünyaya hükmetmek, Dostoyevski'nin kahramanları ise dünyayı aşmak isterler. Her ikisi de günlük bayağı hayatın üstüne yükselmiş ve sonsuzluğa doğru yönelmiştir. Dickens'te ise, tersine, insanların hepsi alçakgönüllüdür.
Sayfa 59 - Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları·Kitabı okudu
İngiltere o zamanlar 1848 ihtilallerine katılmayan biricik Avrupa ülkesiydi; o da her şeyi yıkıp yeniden yapmak istemiyordu, yalnızca düzeltmek ve daha iyi bir hale getirmek istiyordu. Sosyal adaletsizliğin dikenlerinin ete çok derin ve çok acı verecek şekilde saplanmış olduğu yerlerdeki etkilerini hafifletmek ve yumuşatmak istiyordu; hiçbir zaman köklere, ilk sebeplere kadar inip onları yok etmeye kalkmıyordu.
Sayfa 58 - Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları·Kitabı okudu
İngiliz geleneği...
İngiliz geleneği dünyanın en kuvvetli, en sağlam, ama aynı zamanda sanat için en tehlikeli geleneğidir. Tehlikelidir, çünkü en içten pazarlıklısı odur: Kendine doğru geleneklerin üzerinde itici veya soğuk bir etki yapan buz gibi bir çöl değildir o; ocağından yayılan sıcaklıkla, hoşa giden rahatlıkları ile yaklaşanları kendine doğru çeker, ama her yere ahlaki sınırlar, engeller koyar; her şeyi sınırlandırır ve bir takım kurallara bağlar, dolayısıyla sanatkarın hür içgüdüsü ile bağdaşamaz. Durgun bir havası olan gösterişsiz bir apartman dairesine benzer; hayatın tehlikeli fırtınalarına karşı korunmuş, içerisine girenleri neşeyle, güleryüzle ve dostça karşılayan bir apartman dairesi gibidir. Burjuvaca bir kendinden memnunluğun ocağındaki ateşin olanca sıcaklığı ile tam bir yuvadır. Bütün bunlara rağmen, vatanı bütün dünya olan ve en derin sevinci, mutlu göçebeler gibi bir serüvenden ötekine atılarak, sonsuzluğa dalmakta bulan bir insan için bir hapishaneden başka bir şey değildir.
Sayfa 51 - Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları·Kitabı okudu
Vereşçagin'in bir tablosu vardır. Ölüm mahkûmları kör bir kuyunun dibinde çile çekmektedirler. Senin şu muhteşem Kafkaslar'ın da bana işte öyle bir kuyu gibi geliyor. Bana deselerdi ki, seçimini yap: ya Petersburg'da baca temizleyicisi olacaksın ya da buraların prensi, baca temizlemeyi seçerdim.
Sayfa 7 - Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları·Kitabı okudu
Reklam