İngiliz geleneği dünyanın en kuvvetli, en sağlam, ama aynı zamanda sanat için en tehlikeli geleneğidir. Tehlikelidir, çünkü en içten pazarlıklısı odur: Kendine doğru geleneklerin üzerinde itici veya soğuk bir etki yapan buz gibi bir çöl değildir o; ocağından yayılan sıcaklıkla, hoşa giden rahatlıkları ile yaklaşanları kendine doğru çeker, ama her yere ahlaki sınırlar, engeller koyar; her şeyi sınırlandırır ve bir takım kurallara bağlar, dolayısıyla sanatkarın hür içgüdüsü ile bağdaşamaz. Durgun bir havası olan gösterişsiz bir apartman dairesine benzer; hayatın tehlikeli fırtınalarına karşı korunmuş, içerisine girenleri neşeyle, güleryüzle ve dostça karşılayan bir apartman dairesi gibidir. Burjuvaca bir kendinden memnunluğun ocağındaki ateşin olanca sıcaklığı ile tam bir yuvadır. Bütün bunlara rağmen, vatanı bütün dünya olan ve en derin sevinci, mutlu göçebeler gibi bir serüvenden ötekine atılarak, sonsuzluğa dalmakta bulan bir insan için bir hapishaneden başka bir şey değildir.