Diğer taraftan Müslümanlar, hala kafirler ve özellikle de geleneksel kafir işleri için eski horgörülerini sürdürüyordu. Bazı zanaatlar ve meslekler Yahudilere, Rumlara veya Ermenilere has görülüyordu ve bu nedenle bir Müslüman veya bir Türk'ün bu meslekleri tutması onur kırıcıydı. Bu tür bir tercih başka zamanlar ve başka toplumlar için hiç de yabancı değildir. Belki de bu sebeplerden dolayı devlet destekli ekonomik girişimlerin çoğu başarısız olmuş, azınlıklar ve yabancı hamileri ise ekonomiyi giderek daha fazla kontrol altına almıştır. Tabii bir aşama sonrasında bu durum için yabancılar ve korudukları azınlıklar da denebilir.
Değişen ilişki, geleneksel Ortadoğu zevki olan bir fincan kahve gibi basit bir örnekte görülebilir. Kahve aslen Etiyopyadan gelmiştir. Kızıldeniz'in iki yakasında, Arabistan ve Mısır'da yetiştirilmiş, önce Suriye ve Türkiye'ye, sonrasında ise Avrupa'ya ihraç edilmiştir. Şeker İran ve Hindistan'dan gelmiştir. Uzun zaman boyunca hem kahve hem de şeker, ya Ortadoğu'dan ya da Ortadoğu üzerinden Avrupa'ya ithal edilmiştir. Ama sonra sömürgeci güçler, yeni sömürgelerinde daha bol ve daha ucuz bir şekilde kahve ve şeker yetiştirebileceklerini buldu. Bunu o kadar iyi ve başarılı şekilde yaptılar ki Osmanlı topraklarına kahve ve şeker ihraç etmeye başladılar. On sekizinci yüzyıl sonlarında, bir Türk ya da Arap geleneksel zevki olan bir fincan şekerli kahveyi eline aldığında, kahve muhakkak Felemenk Cava'sı veya İspanyol Amerika'dan, şeker ise İngiliz veya Fransız Batı Hint Adaları'ndan geliyordu; sadece sıcak su yerliydi. On dokuzuncu yüzyıl ve yirminci yüzyılın başlarında, bu bile geçerliliğini kaybetti: İmtiyaz sahibi Avrupalı şirketler Ortadoğu şehirlerine su ve gaz tedarikini devraldı.
İslam ve Batı arasında hemen görülebilen bir diğer fark siyaset ve özellikle de yönetim alanlarındadır. Daha on sekizinci yüzyılda Berlin ve Viyana elçileri, sonrasında ise Paris ve Londra elçileri atama ve tayinin himaye ve lütfa göre değil liyakat ve yeterliliğe göre yapıldığı etkili bir bürokratik yöntemin işleyişini hayret ve bazen hayranlıkla tasvir eder ve benzer bir şeyin benimsenmesini tavsiye ederler.