Mehmet Emin Akın

Mehmet Emin Akın
@eminakin
1/I
“Peki ama eğer Tanrı’yı elinden alırsanız, benim gibi yaşlı bir kadın üzüntülü zamanlarında neye yaslanır, nereye dayanır?”
Sayfa 56 - Yordam Edebiyat 2021 Zaven Biberyan·Kitabı okudu
Etimoloji Defteri
Mücellit Nedir ?
Belki de Vahşet Modern Çağın Ta Kendisidir!
10/10
·108 syf.··
2025 16. kitabı
·
3 günde okudu
·
Okunma: 13 Mayıs 2025 16:22
Bazen şöyle ince, kafa yormayan ama içi dolu bir kitap ararız ya… Elini yormasın, ama okuduktan sonra kafanda bir şeyler kalsın, hatta kaybolan okuma hızını geri kazandırsın. Vahşetin Çağrısı tam da öyle bir kitap. Sayfa sayısı az, ama anlattıkları ağır. İlk bakışta bir köpeğin doğaya dönüş hikâyesi gibi duruyor ama aslında insanı, sistemi, özgürlüğü anlatıyor. Okurken hem dinleniyorsun hem de bazı yerlerde ister istemez durup düşünüyorsun. Bu yazıda da o hislerin peşinden gideceğiz. Sakin sakin, uzun uzadıya kasmadan ama bir şeyler bırakacak şekilde. Çünkü bazen kısa bir kitap, insana unuttuğu şeyleri hatırlatır. Doğduğu, büyüdüğü, atalarının iz bıraktığı yerleri hatırlatır... Romanın başkahramanı Buck, rahat bir hayat süren evcil bir köpektir. Ancak bir gece hizmetkâr tarafından çalınarak satılır ve kendini kuzeyde, altına hücum döneminin acımasız ortamında bulur. Bu da onda bir takım doğal değişimler meydana getirir Buck’ın yaşadığı bu ani geçiş, bireyin kapitalist sistemde nasıl bir meta hâline getirildiğinin açık bir göstergesidir. Kaliforniya’da sahibinin malı olan Buck, Yukon’da artık yalnızca iş gören, yük taşıyan bir “emek nesnesi”dir. Jack London, işçilerin sistem içinde araçsallaştırılmasına ve insani yönlerinin hiçe sayılmasına Buck üzerinden dikkat çeker. Roman boyunca doğanın acımasız kuralları hâkimdir: hayatta kalmak için güçlü olmak gerekir ve bu güç bazen insanın içindedir. Buck’ın hayatta kalmak için içgüdülerine dönmesi, insanın doğal yapısının da bir tür "kurtuluş yolu" olabileceğini gösterir. Uygarlığın sunduğu yapay güvenlik duygusunun aksine, doğada var olmak, mücadele etmek ve kendi ayakları üzerinde durmak, gerçek anlamda bir varoluş biçimi olarak sunulur. Kısacası bazen “biz mağaramızda mutluyuz” diyebilmek, moderniteyi reddebilmek büyük
Vahşetin ÇağrısıJack London · Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları · 202443,2bin okunma
İnceleme: Goriot Baba, İçerik: Balzac-Dostoyevski
10/10
·288 syf.··
Beğendi
·
2025 13. kitabı
·
8 günde okudu
·
Okunma: 25 Mart 2025 01:01
Bazı yazarlar vardır, adı anılır ama hakkı tam anlamıyla teslim edilmez. Honore de Balzac da onlardan biri. Goriot Baba'yı okuduktan sonra bunu daha iyi anladım. Elbette Fransız edebiyatının devlerinden biri olarak kabul edilir, birçok eseri övülür, ama gerçekten hakkını veren kaç kişi var? Okuma önerilerinde Balzac’ın adını ne kadar sık görüyoruz? Oysa o, sadece hikâyeler anlatan bir yazar değil; kalemiyle dünyalar kuran, karakterlerini yaşayan insanlara dönüştüren bir ustadır. Betimlemeleri okuru sıkmaz, aksine edebi bir zevk sunar. (Tamamen kişisel bir yorumdur, itiraz etmek serbesttir.) Onun romanlarını okurken yalnızca bir hikâyenin içinde kaybolmaz, 19. yüzyıl Paris’inde nefes alır, karakterlerin duygu dünyasını bizzat yaşadığınızı hissedersiniz. Balzac, yarattığı karakterlerde yalnızca iyiliği ya da kötülüğü değil, bu ikisinin iç içe geçtiği çatışmaları da ustalıkla işler ve bizleri de bu çatışmanın bir parçası hâline getirir. Bütün bunları söyledikten sonra, bilmiyorum sizler de Honore de Balzac ile Fyodor Dostoyevski arasında bir benzerlik bulabildiniz mi? Evet, kitabı okurken bu iki büyük yazar arasında bir çok konuda bağlantı kurabilirsiniz. Gelin, bunların neler olduğuna bir göz atalım: Öncelikle Vautrin karakteri ile başlamak isterim. Vautrin; bir suçlu, kıvrak bir zekaya sahip, insanları manipüle etmeyi iyi başarabilen, karizmatik birisidir. Toplumun hemen her kesimini iyi tanır ve açıklarını bilir. Rastignac’a toplumda yükselmenin ve güç elde etmenin yalnızca ahlaki değerlerle mümkün olmadığını, bunun için cesurca hareket edilmesi gerektiğini söyler. Soylular aleminin kokuşmuş iç yüzünü ona çok iyi anlatır ve nihayetinde haklı da çıkar. Suç ve Ceza'daki Raskolnikov da, bazı insanların (Napolyonların) ahlak dışı eylemler gerçekleştirebileceğini ve böylece kahraman
Goriot BabaHonore de Balzac · İş Bankası Kültür Yayınları · 202118,6bin okunma
Bir Bayram Günü
Günün henüz ağarmaya başladığı saatlerde çayır çimen kırağıya yenik düşerdi. Güne normalden biraz daha erken başlayan köylü kadınlar telaşla ahırlara giderken, içeriden sabırsız inek sesleri gelirdi. Belki yavrusuna kavuşma heyecanı, belki özgürlüğe kavuşma ümidiydi o sesleniş. Kıyafetlerini dâhi bazen eşlerinin, bazen evi çekip çeviren kızlarının hazırladığı erkeklere abdest almak kalırdı bir tek. Evin küçük erkek çocuğu da uyanırdı heyecanla, geceden beri bilmem kaç kez bayram namazını canlandırmış kafasında. Ya herkes elleri bağlı dururken kendisi rükûya giderse korkusu. Sarıkamış'ın suyu da havası kadar soğuk ve serttir ama bir kendine getirir ki insanı sormayın. Abdest alanlar bir güzel atardı uykunun mahmurluğunu üzerinden. Baba yanına alır çocuğu camii yoluna düşerdi. Mahalledeki hemen bütün evlerin yolu bir ana caddeye çıkar. Elinde ucuza alınmış sigarası ve aklar düşmüş saçlarıyla amcası çıkar çocuğun yoldan. Beraber yürürlerdi. Hatırlamazdı ne konuştuklarını ama konuşurlardı işte. Biri yeni yapılmış ve uzun, diğeri 1950'li yıllarda yapılmış ve kısa, iki minareli, siyah, sürmeli bahçe kapılı Camiiye ilk adımlarını atarlarken duymaya başlarlardı imamın vaaz sesini. Geç gelenlerin saflarda yer bulması zordu. Sadece bayram ve kandil günlerinde dolardı zaten Camii. (Kandillerde şeker dağıtılır umuduyla gelirdi bir çok kişi Camiiye.) Vaazın konusu küslükler, akrabalık bağları, mü'min kardeşinin iyiliğini istemek olurdu genelde. Bizim oralarda âdettir, akrabaların çoğu küs veya kavgalı olur. Hacı İbrahim'in çocukları dağılmış bir kere. Sebepler fındık kabuğunu doldurmaz şeylerdi. Yine de kimse dinlemezdi İmam Efendiyi. Bayramlar bizim oralara çok az barış getirirdi. Çünkü gururları her şeyin önündeydi köylünün. Gururlu insanlardı, öyle derlerdi. Namaz vakti
Ramazan Bayramı
Büyük Selçuklu: Bilimin, Sanatın ve İslam’ın Koruyucusu
10/10
·288 syf.··
Beğendi
·
2025 11. kitabı
·
11 günde okudu
·
Okunma: 15 Mart 2025 16:05
“Hedefleri olan, okuyan, dinine saygılı, medeni, sanatkâr, alim, adanmış Selçuklu toplumunu iyi tanımalıyız.” İncelemeye, kitapta Büyük Selçuklu Devleti'ni kısa ama öz bir şekilde anlatan bu cümle ile başlamak istedim. Çünkü kitabı okudukça ve Selçuklu toplumunu tanıdıkça, onların aslında ne kadar gelişmiş bir toplum olduklarını anlıyoruz. Savaş meydanlarında çok büyük zaferler kazanmış olmalarının yanı sıra, sanatta, medeniyette, bilim ve eğitimde, İslam'ı hakkıyla yaşamakta kendi çağlarının ötesinde bir devlet olduklarını görüyoruz. Türk tarihinin aslında ne kadar zengin, tek bir devlete indirgenemeyecek kadar kapsamlı ve köklü olduğunu Büyük Selçuklu üzerinden rahatlıkla okuyabiliriz. Günümüz Türkiye'sinin aslında Büyük Selçuklu'nun devamı ve mirası olduğunu söylersek de sanırım yanılmış olmayız. Fakat günümüzde insanlarımızın çoğu Türk tarihini sadece Osmanlı üzerinden okuyor, Büyük Selçuklu'ya gereken değeri vermiyor, onu hakkıyla tanımıyor. Benim Büyük Selçuklu Devleti ile ilk tanışmam, Corona sebebiyle evlere kapanmış olduğumuz dönemlerde televizyonda yayınlanan bir Selçuklu dizisi ile olmuştu. Yıllardır televizyonu hayatından çıkarmış birisi olarak bu dizi oldukça ilgimi çekmiş, merakımı kabartmıştı. Diziyi izledikçe bu kudretli devlet hakkında araştırmalar yapmış, onlara büyük bir ilgi ve sempati duymuştum. Selçuklu'nun büyük hükümdarı Melikşah'ın ismini dahi bugüne kadar nasıl duymadığımıza şaşırmış, okullarda bizlere hakkında en ufak bir şey bile öğretilmediğini fark etmiştim. Bu sebeple de tarihi dizi ve filmlere karşı önyargılarım yıkılmış, kişisel ilgi ve araştırmalarla onlardan faydalanılabileceğini deneyimlemiştim. Televizyon karşısında en çok zaman harcayan milletlerden birisi olarak belki de en büyük yanlışımız, tarihimizi doğrudan dizilerin
Büyük Selçuklu DevletiTalha Uğurluel · Timaş Yayınları · 2024114 okunma