Ah Felix! Neler çektin böyle... Küçüklüğünden beri ne ailenden ne de arkadaşlarından en ufak bir ilgi kırıntısı dahi görmedin. Sonra bir baloda sevgili Henriette’nle karşılaştın. Sevgiye aç bu ruh onu görünce tüm ihtiyaçlarını karşılayacağını düşündü ve ne yapacağını bilemedin. Daha ilk defa gördüğün bir kadını sevgilisi olup olmadığını bilmeden, konuşmadan, sohbet etmeden içinden gelen sevgi açlığıyla omuzlarından öptün. Ve o kadın sana, seni çocukça bir duyguya kapılmanı istemeden Mösyö! Diye hitap etti. Aslında Henriette de o an aşık olmuştu sana. Onun da içinde evli olmasına, çocukları olmasına rağmen hiçbir yere ait hissedememe duygusu vardı. Belki de bu yaşanmışlıklar çekti sizi birbirine. Ve ismini dahi bilmediğin kadını bir tesadüf eseri buldun. Ve maceran da böylelikle başladı. Henriette de seni seviyordu hatta belki de senden çok seviyordu ama iki çocuğunu, onca eziyet gördüğü eşini çocukları uğruna bırakmaya katlanamadı. Sürekli kafasında gelgitler yaşadı ve bunu sana asla hissettirmedi. Seni üçüncü bir çocuğu gibi sevdi. Ve sensiz bir yaşamı, seni tanıdıktan sonra asla düşünemedi. Bu yüzden senin aşkına karşılık vermedi gibi göründü hep. Sonra yıllar geçti. Sen yüksek mevkilere geldin. Sevgilin Henriette’çiğin sayesinde, onun sana verdiği öğütler sayesinde. Ve arzularının etkisine karşı koyamayıp başka bir kadınla,bedensel hazlar yüzünden birlikte oldun. Henriette bunu annesinden gelen bir mektupla öğrendi ve kahroldu. Çok sevdiği çocuklarına bile gerekli ilgiyi göstermedi. Hasta oldu, huysuz,aksi bir kadın olarak yatağa düştü. Artık onun için geri dönüşü yoktu. Ve öldü. Kitap aslında Nathalie’ye yazılan bir mektup ile başlıyor. İlk başta kitabı okurken her sayfa çevirişimde bu ismi aradım fakat bulamadım. Kitabın en sonunda Nathalie’nin Felix’e yazdığı