emin

emin
@eminka
"Güneşin altında yeni bir şey yok." Bkz: 17. Söz'ün Birinci ve İkinci Levhaları
İstanbul
Mesudiye, 29 Ekim
87 okur puanı
Aralık 2017 tarihinde katıldı
Adaletin Edebiyatı
*** -Yazar öyküyü bulamamıştır. Aramaktadır.- "Hani frenklerin 'Penfant prodigue' dedikleri bir oğlan vardır. Ben o çocukmuşum; israftan, delilikten, serserilikten, dönmüşüm gibi olurum yatağımın içinde." [Abasıyanık] Çocukluk, ilk gençlik, gençlik heyecanları, günahları, pişmanlıkları derken, sonunda özlediği bir adaya kavuşur. Ada asıl yuvasıdır onun. Adanın namuslu insanları arasındadır artık. Buna göre şehir, namussuzluğun, kötülüğün, çıkar ilişkilerinin, huzursuzluğun; adalar da alçak gönüllülüğün, adaletin, yardımlaşmanın, masumiyetin mekanıdır. Niyeti yaşamaktır; yazı yazmak değildir. Yazara göre esas olan hayattır. Balığa çıkacak, ucuz kahve ve köylü cıgarası içecektir. Gençken, adaya gelmeden önce kaybettiği değerleri yudumlayarak yaşayacaktır. Bu değerlerin içinde insanlık, cesaret, sıhhat, iyilik, saffet, dostluk, alın teri vardır. Yazı yazmak arzusu, kötü bir huydur ona göre. Bu kötü huydan kurtulacak, başarı, şöhret düşünmeden, (düşünürsem Allah canımı alsın!) kalemsiz kağıtsız dağlara fırlayacak, balığa çıkacaktır. Çünkü ada halkına göre, bir yabancıdır o, kendilerine benzemezse iyi gözle bakılmaz. Kâmil Yeşil / Ayraç Dergisi, Şubat 2018
Tatil planı hazırsa sıra okuma listenizde!
Bu yaz yanınızdan ayırmak istemeyeceğiniz kitapları sizin için bir araya getirdik. 💬 Siz olsanız bu listeden hangisiyle başlardınız?
Masallarla Yola Çık / J. Malika Liberman
*** Bırak, yol sana kılavuz olsun. Yolculuğun şarkısını dinle.
Ruha Dokunan Ezgiler
*** Nostalgia / Yanni Bazen kelimeler olmadan da çok şey anlatılır... youtu.be/dE1o_uUXTvo
İsimsiz Mektup
*** "Gariptir şu insan; sevmez, yağmurda yürümez, şiir okumaz, dua etmez, mektup yazmaz, sonra da mutlu olamıyorum der." Yanlış hatırlamıyorsam böyleydi Ali Çolak'ın ilk okuduğun andan itibaren çok sevdiğin o sözü. Hani senin yine hüzün deryasına yelken açmış usul usul ilerlediğin bir gündü, nasıl da vurmuştu o kelimeler seni. Hatırlıyorsun değil mi? Sevmeyi, yağmurda ıslanmayı, dua etmeyi ve şiir okumayı az çok bilirdin. Bunların insana nasıl şifa verdiğinden haberdardın. Ama mektup yazmışlığın yoktu, nasıl olsundu ki? Kendisine mektup yazacağın, teknolojinin taşıyamayacağı hislerini kağıda aktarıp göndereceğin kimsen yoktu. Yalnız ve çok okuyan, okudukça daha da yalnızlaşan herkes gibi sen de kelimelere aşinâydın, mektup yazmak zor olsa da üstesinden gelirdin. Kelimelerle yaka paça olmuşluğun az değildi. Mektup deyince bak aklıma ne geldi; İtalya'nın Verona şehrinde Juliet evi diye bir yer varmış. Şu meşhur Romeo ve Juliet hikâyesindeki o büyük aşk masalının yaşandığı söylenen ev. Öğrenince sen de benim gibi şaşıracaksın, dünyanın her yanından binlerce insan buraya mektup gönderiyormuş her sene. Kimseye anlatamadıklarını, acılarını, kırgınlıklarını, karşılıksız aşklarını, hayattan ümit kesmelerini... kalplerinde bir yara olarak taşıdıkları ne varsa bir kağıda yazıp gönderiyorlarmış Juliet'in adına. Ve tüm bu mektupları cevaplayıp yazanlara gönderen insanlar varmış orda, başkalarının dertlerini dinlemeye hazır bir avuç insan. Hiç tanımadığın bir insana mektup yazıp yine ondan cevap beklemek sana da garip gelmiyor mu? Ya da en iyisi şöyle sormalı; insan en yakınındakilere anlatacak hiçbir şey bulamazken, kilometrelerce uzaktaki bir başkasına dertlerini yazma ihtiyacını neden hisseder? Yazmanın ne demek olduğunu ve bir insanın neden yazma ihtiyacı hissettiğini sen

emin

, bir kitap okudu
Puan vermedi·120 syf.·
Beğendi
·
2018 375. kitabı
Tarık Tufan
8.1/10 · 9,9bin okunma