emin

emin
@eminka
"Güneşin altında yeni bir şey yok." Bkz: 17. Söz'ün Birinci ve İkinci Levhaları
İstanbul
Mesudiye, 29 Ekim
87 okur puanı
Aralık 2017 tarihinde katıldı
Ruha Dokunan Ezgiler
*** Nostalgia / Yanni Bazen kelimeler olmadan da çok şey anlatılır... youtu.be/dE1o_uUXTvo
Tatil planı hazırsa sıra okuma listenizde!
Bu yaz yanınızdan ayırmak istemeyeceğiniz kitapları sizin için bir araya getirdik. 💬 Siz olsanız bu listeden hangisiyle başlardınız?
İsimsiz Mektup
*** "Gariptir şu insan; sevmez, yağmurda yürümez, şiir okumaz, dua etmez, mektup yazmaz, sonra da mutlu olamıyorum der." Yanlış hatırlamıyorsam böyleydi Ali Çolak'ın ilk okuduğun andan itibaren çok sevdiğin o sözü. Hani senin yine hüzün deryasına yelken açmış usul usul ilerlediğin bir gündü, nasıl da vurmuştu o kelimeler seni. Hatırlıyorsun değil mi? Sevmeyi, yağmurda ıslanmayı, dua etmeyi ve şiir okumayı az çok bilirdin. Bunların insana nasıl şifa verdiğinden haberdardın. Ama mektup yazmışlığın yoktu, nasıl olsundu ki? Kendisine mektup yazacağın, teknolojinin taşıyamayacağı hislerini kağıda aktarıp göndereceğin kimsen yoktu. Yalnız ve çok okuyan, okudukça daha da yalnızlaşan herkes gibi sen de kelimelere aşinâydın, mektup yazmak zor olsa da üstesinden gelirdin. Kelimelerle yaka paça olmuşluğun az değildi. Mektup deyince bak aklıma ne geldi; İtalya'nın Verona şehrinde Juliet evi diye bir yer varmış. Şu meşhur Romeo ve Juliet hikâyesindeki o büyük aşk masalının yaşandığı söylenen ev. Öğrenince sen de benim gibi şaşıracaksın, dünyanın her yanından binlerce insan buraya mektup gönderiyormuş her sene. Kimseye anlatamadıklarını, acılarını, kırgınlıklarını, karşılıksız aşklarını, hayattan ümit kesmelerini... kalplerinde bir yara olarak taşıdıkları ne varsa bir kağıda yazıp gönderiyorlarmış Juliet'in adına. Ve tüm bu mektupları cevaplayıp yazanlara gönderen insanlar varmış orda, başkalarının dertlerini dinlemeye hazır bir avuç insan. Hiç tanımadığın bir insana mektup yazıp yine ondan cevap beklemek sana da garip gelmiyor mu? Ya da en iyisi şöyle sormalı; insan en yakınındakilere anlatacak hiçbir şey bulamazken, kilometrelerce uzaktaki bir başkasına dertlerini yazma ihtiyacını neden hisseder? Yazmanın ne demek olduğunu ve bir insanın neden yazma ihtiyacı hissettiğini sen

emin

, bir kitap okudu
Puan vermedi·120 syf.·
Beğendi
·
2018 375. kitabı
Tarık Tufan
8.1/10 · 9,9bin okunma
*** Rus subayları Pavel'in evini basıyor korkular ve küfürler yağdırarak. Devletin çıkarlarına ters düşen cümlelerin peşine düştüğü için nefret ediyorlar çocuktan. O yüzden bu kadar öfke dolular. Annesi ağlıyor Pavel'in. Aslında ağlamamak geçiyor içinden. Dik durmak, güçlü görünmek oğlunun yanında. Ana ağlarsa, oğul da ağlar. Ama anneler gözyaşlarına söz geçiremezler işte. Annelerin gözyaşları da, söz dinlemeyen evlatları gibidir. Akıp gider. "Ağlama..." diyor Rus subay yaşlı kadına. "Gözyaşlarına daha çok ihtiyaç duyacaksın!" Bu öfkeyi tanıyorum. Devlet gibi konuşan adamların öfkesi bu. Devletin sahibi olduğunu iddia eden, nefret dolu yüzleriyle, ağızlarından tükürük saçan adamların öfkesi. Ne çok genç adama ve genç kadına bulaştı bu öfke, bizim topraklarımızda da. Gencecik çocukların bağlı gözlerinden, geleceği ve hayalleri çaldılar. "Bir annenin çocukları için akıtacak gözyaşları her zaman vardır!" diyor kadın. Hayatın içinde umudun hiç bitmemesi bu yüzden.
Sayfa 25·Kitabı okudu