emin

emin
@eminka
"Güneşin altında yeni bir şey yok." Bkz: 17. Söz'ün Birinci ve İkinci Levhaları
İstanbul
Mesudiye, 29 Ekim
87 okur puanı
Aralık 2017 tarihinde katıldı
İsimsiz Mektup
*** "Gariptir şu insan; sevmez, yağmurda yürümez, şiir okumaz, dua etmez, mektup yazmaz, sonra da mutlu olamıyorum der." Yanlış hatırlamıyorsam böyleydi Ali Çolak'ın ilk okuduğun andan itibaren çok sevdiğin o sözü. Hani senin yine hüzün deryasına yelken açmış usul usul ilerlediğin bir gündü, nasıl da vurmuştu o kelimeler seni. Hatırlıyorsun değil mi? Sevmeyi, yağmurda ıslanmayı, dua etmeyi ve şiir okumayı az çok bilirdin. Bunların insana nasıl şifa verdiğinden haberdardın. Ama mektup yazmışlığın yoktu, nasıl olsundu ki? Kendisine mektup yazacağın, teknolojinin taşıyamayacağı hislerini kağıda aktarıp göndereceğin kimsen yoktu. Yalnız ve çok okuyan, okudukça daha da yalnızlaşan herkes gibi sen de kelimelere aşinâydın, mektup yazmak zor olsa da üstesinden gelirdin. Kelimelerle yaka paça olmuşluğun az değildi. Mektup deyince bak aklıma ne geldi; İtalya'nın Verona şehrinde Juliet evi diye bir yer varmış. Şu meşhur Romeo ve Juliet hikâyesindeki o büyük aşk masalının yaşandığı söylenen ev. Öğrenince sen de benim gibi şaşıracaksın, dünyanın her yanından binlerce insan buraya mektup gönderiyormuş her sene. Kimseye anlatamadıklarını, acılarını, kırgınlıklarını, karşılıksız aşklarını, hayattan ümit kesmelerini... kalplerinde bir yara olarak taşıdıkları ne varsa bir kağıda yazıp gönderiyorlarmış Juliet'in adına. Ve tüm bu mektupları cevaplayıp yazanlara gönderen insanlar varmış orda, başkalarının dertlerini dinlemeye hazır bir avuç insan. Hiç tanımadığın bir insana mektup yazıp yine ondan cevap beklemek sana da garip gelmiyor mu? Ya da en iyisi şöyle sormalı; insan en yakınındakilere anlatacak hiçbir şey bulamazken, kilometrelerce uzaktaki bir başkasına dertlerini yazma ihtiyacını neden hisseder? Yazmanın ne demek olduğunu ve bir insanın neden yazma ihtiyacı hissettiğini sen
📚🔔 Tatil zili çaldı! Bir yıl boyunca verilen emeklerin ardından şimdi dinlenme, keşfetme ve yeni maceralara atılma zamanı. 🌞 Bu yaz bol kahkahalı, bol anılı ve elbette bol kitaplı geçsin. Tüm öğrencilere keyifli tatiller diliyoruz! 💙📖

emin

, bir kitap okudu
Puan vermedi·120 syf.·
Beğendi
·
2018 375. kitabı
Tarık Tufan
8.1/10 · 9,9bin okunma
*** Rus subayları Pavel'in evini basıyor korkular ve küfürler yağdırarak. Devletin çıkarlarına ters düşen cümlelerin peşine düştüğü için nefret ediyorlar çocuktan. O yüzden bu kadar öfke dolular. Annesi ağlıyor Pavel'in. Aslında ağlamamak geçiyor içinden. Dik durmak, güçlü görünmek oğlunun yanında. Ana ağlarsa, oğul da ağlar. Ama anneler gözyaşlarına söz geçiremezler işte. Annelerin gözyaşları da, söz dinlemeyen evlatları gibidir. Akıp gider. "Ağlama..." diyor Rus subay yaşlı kadına. "Gözyaşlarına daha çok ihtiyaç duyacaksın!" Bu öfkeyi tanıyorum. Devlet gibi konuşan adamların öfkesi bu. Devletin sahibi olduğunu iddia eden, nefret dolu yüzleriyle, ağızlarından tükürük saçan adamların öfkesi. Ne çok genç adama ve genç kadına bulaştı bu öfke, bizim topraklarımızda da. Gencecik çocukların bağlı gözlerinden, geleceği ve hayalleri çaldılar. "Bir annenin çocukları için akıtacak gözyaşları her zaman vardır!" diyor kadın. Hayatın içinde umudun hiç bitmemesi bu yüzden.
Sayfa 25·Kitabı okudu
Bir nefes molası verin ruhunuza...
*** Rabbimiz! Bizi evine kabul et. Dünyada sıkışmış kalbimizi merhametinle genişlet ve nefesimize nefes kat. Ne gidecek bir yerimiz var, ne de yardım isteyecek birileri. Kimsesizliğimizle, yoksulluğumuzla, çaresizliğimizle evinin önünde bekliyoruz. Karmakarışık bir ruhumuz var, plastik duyarlılıklar arasında yolunu kaybetmiş. Ruhumuzdaki düğümleri çözebilmek için, yüreğimizdeki derin kırışıklıkları açabilmek için, bir namaz ferahlığı bulabilmek için evinin önündeyiz işte. Arkamızdalar ve önümüzde uzayıp giden denizi aşmaktan başka çaremiz yok. Bize denizde yol aç. Yakalayacaklar yoksa. Çocuklarımızı ve kadınlarımızı ve yaşlılarımızı yakalayacaklar. Bizi topraklarımızdan sürecekler. Çocukluğumuzdan, ilk gençliğimizden, ilk aşklarımızdan, ilk kavgalarımızdan, ilk oruçlarımızdan, ilk günahlarımızdan sürecekler. Denizde yol aç bize. Kalbimizi sürelim, gözyaşlarımızı sürelim, şehadet parmaklarımızı sürelim, Musa'nın duasını sürelim denizin sularına ve uçsuz bucaksız bu denizde bize de yol aç. Rabbimiz! Her gün yönümüzü döndüğümüz şehrine, bu kez yüzümüzü sürmek için geliyoruz. Sevgilinin yürüdüğü yolların tozu üzerimize değsin diye. Bizi evine kabul et. Işıklar arasında gizlenmiş kibirlerden, gözleri görmeyen şehvetlerden, içimize vesvese veren fısıldanmalardan, düğümlere üfleyenlerden sana sığınıyoruz. Her yanımızda bir pişmanlık izi var. Her yanımızda bir utanç izi var. Pişmanlıklarımızı ve utançlarımızı kimselere göstermeden ve kimselere fark ettirmeden ayıplarımızı, senin evine geliyoruz.
Sayfa 117·Kitabı okudu
Haydar Ergülen / Ayraç, Şubat 2018
*** Komik ama, değil, birden aklıma Oktay Akbal'ın Suçumuz İnsan Olmak romanı geliyor. Suçumuz... diye başlayan kalıp ne kadar yaygındır Türkçe'de. Suçumuz sevmek, suçumuz iyilik yapmak, suçumuz acımak, suçumuz yardım etmek ve suçumuz dünyaya gelmek... Suçun ortağı ya da suçortağı hep iyi şeyler yani. İnsan, sevmek, iyilik, acımak, yardım, dünyaya gelmek... Hemen tüm iyi şeylerin suçla özdeşlenmesi ilginç ya da garip değil mi?