emin

emin
@eminka
"Güneşin altında yeni bir şey yok." Bkz: 17. Söz'ün Birinci ve İkinci Levhaları
İstanbul
Mesudiye, 29 Ekim
87 okur puanı
Aralık 2017 tarihinde katıldı
Bir nefes molası verin ruhunuza...
*** Rabbimiz! Bizi evine kabul et. Dünyada sıkışmış kalbimizi merhametinle genişlet ve nefesimize nefes kat. Ne gidecek bir yerimiz var, ne de yardım isteyecek birileri. Kimsesizliğimizle, yoksulluğumuzla, çaresizliğimizle evinin önünde bekliyoruz. Karmakarışık bir ruhumuz var, plastik duyarlılıklar arasında yolunu kaybetmiş. Ruhumuzdaki düğümleri çözebilmek için, yüreğimizdeki derin kırışıklıkları açabilmek için, bir namaz ferahlığı bulabilmek için evinin önündeyiz işte. Arkamızdalar ve önümüzde uzayıp giden denizi aşmaktan başka çaremiz yok. Bize denizde yol aç. Yakalayacaklar yoksa. Çocuklarımızı ve kadınlarımızı ve yaşlılarımızı yakalayacaklar. Bizi topraklarımızdan sürecekler. Çocukluğumuzdan, ilk gençliğimizden, ilk aşklarımızdan, ilk kavgalarımızdan, ilk oruçlarımızdan, ilk günahlarımızdan sürecekler. Denizde yol aç bize. Kalbimizi sürelim, gözyaşlarımızı sürelim, şehadet parmaklarımızı sürelim, Musa'nın duasını sürelim denizin sularına ve uçsuz bucaksız bu denizde bize de yol aç. Rabbimiz! Her gün yönümüzü döndüğümüz şehrine, bu kez yüzümüzü sürmek için geliyoruz. Sevgilinin yürüdüğü yolların tozu üzerimize değsin diye. Bizi evine kabul et. Işıklar arasında gizlenmiş kibirlerden, gözleri görmeyen şehvetlerden, içimize vesvese veren fısıldanmalardan, düğümlere üfleyenlerden sana sığınıyoruz. Her yanımızda bir pişmanlık izi var. Her yanımızda bir utanç izi var. Pişmanlıklarımızı ve utançlarımızı kimselere göstermeden ve kimselere fark ettirmeden ayıplarımızı, senin evine geliyoruz.
Sayfa 117·Kitabı okudu
Tatil planı hazırsa sıra okuma listenizde!
Bu yaz yanınızdan ayırmak istemeyeceğiniz kitapları sizin için bir araya getirdik. 💬 Siz olsanız bu listeden hangisiyle başlardınız?
Haydar Ergülen / Ayraç, Şubat 2018
*** Komik ama, değil, birden aklıma Oktay Akbal'ın Suçumuz İnsan Olmak romanı geliyor. Suçumuz... diye başlayan kalıp ne kadar yaygındır Türkçe'de. Suçumuz sevmek, suçumuz iyilik yapmak, suçumuz acımak, suçumuz yardım etmek ve suçumuz dünyaya gelmek... Suçun ortağı ya da suçortağı hep iyi şeyler yani. İnsan, sevmek, iyilik, acımak, yardım, dünyaya gelmek... Hemen tüm iyi şeylerin suçla özdeşlenmesi ilginç ya da garip değil mi?
Rüyalar Anlatılmaz / Nermin Yıldırım
*** Sırsa sırdaş, sabırsa taş, yükse hamal, daima birlikteydiler. Ama sohbette lâl, sevgide çekingen, itirafta kusur kaldılar. Böyle olunca, ne gönül rahatlığıyla birbirlerinin yüzüne bakabildiler ne de hepten uzaklaşacak takati bulup kaçabildiler.
Bakele
*** Benim babaannemdi, ama bütün köyün, annemgilin ve dedemin dediği gibi Bakele derdim ben de ona. Dedeme ise dede. Dedem, babamın anneme davrandığından daha iyi davranırdı Bakele'ye. "Sen yorulma, ineği ben sağarım." Gider sağardı. "Su vereyim mi Bakele?" Verirdi. Bazı geceler çok soğuk olurdu yayla, "Dur Bakele..." derdi Bakele'nin elindeki odunları alıp. "Sobayı ben yakarım." Yakardı. Şehre indiği her sefer kalın kalın kitaplar getirip "Bakele..." derdi, "Al. Oku sen. İşlere ben bakarım." Bakele dedeme kocaman güler, "Sağ ol İbrahim." deyip gömülürdü getirdiklerinin arasına. Okurken, suyun altına girmiş de nefesini tutuyormuş gibi gelirdi bana. Sıkılırdım önce, sonra korkardım, sonra gidip dedemin eteğini çekiştirir, "Bakele'ye bi şey mi oldu dede?" diye sorardım. "Şşt." derdi dedem. "Okuyor oğlum, ne olacak? Hadi gel, biz de gazetenin resimlerine bakalım seninle." Alırdı beni kucağına, işaret parmağıyla göstere göstere okur, anlatırdı. "Sen niye okumuyosun dede?" "İşte ben de gazete bakıyorum ya." Yanlarına gittiğim her yaz bir şeyler öğrenirdim. Kitap okunur, gazete bakılırdı meselâ. Sağılan ineğin arkasında durulmazdı. Uyuyan köpeğin yakınından geçilmez, eriğe tırmanılmaz, örümcek öldürülmez, kelebeğin kanadına dokunulmazdı. Öğrenirdim. Bakele macirdi. "Macir ne demek dede?" "Göçmen demek oğlum." "Göçmen ne demek?" Başka memleketten gelmiş insan demekti. Okul gibiydi benim için köy. Duvarsız, çatısız. Kışın şehirde okurdum, yazın köyde. Yazdan yaza gelip gidiyor, her yaz biraz daha büyüyor, okuryazar falan oluyor, dedemin getirdiği gazetelere kendim bakmayı, Bakele'nin elinden bıraktığı kitapları kendim okumayı öğreniyordum.
Başkasının ölümüne tanıklık etmenin zorluğu, gerçekte kendi ölümüne dair mutlak bir delille karşılaşmanın zorluğundan başka nedir?
Sayfa 13·Kitabı okudu