İstanbul'un fethinden sonra Fâtih, sınırsız bir otorite kazanmış ve merkezî ve mutlak imparatorluk kesinlikle kurulmuştur. İstanbul fâtihi mutlak otoritesini, devlet teşkilâtında, kanûnlarda yaptığı yeniliklerle tam anlamıyla gerçekleştirmeye çalışmış, böylece kanûn rejimi egemen olmuştur. Fâtih Kanûnları: Fâtih, emir-ferman formunda çıkardığı birçok kanûndan başka iki kanûnnâme ilân etmiştir. Bunlar, İslâm hukuk teorisi karşısında kuşkusuz önemli yenilikler ifade eder. Sadece devlet çıkarı için hükümdarın kendi iradesiyle bağımsız kanûnnâmeler çıkarması, Türk-Mogol töre (türe) ve yasa geleneğine bağlanabilir. Fâtih'in, biri devlet teşkilâtına, diğeri idare, mâliye ve ceza alanlarına ait çıkarmış olduğu iki kanûnnâme, bâb ve fasıllara ayrılmış ve sistemleştirilmiş resmî kanûn kodlarıdır. Bu çeşit Osmanlı kanûnnâmelerinin gayriresmî derlemeler olduğu iddiası yanlıştır. 1596 tarihli I. Ahmed adâletnâmesinde, Kanunî Süleyman'ın kanûnnâme yapıp, her şehirde kadılar mahkemesinde amel edilmek üzere gönderdiği açıkça bildirilir. Fâtih Mehmed'in devlet teşkilâtına ait kanûnnâmesi, kendi emriyle toplanmış, onun tarafından kontrol edilip tamamlandıktan sonra ilân edilmiş resmî bir kanûnnâmedir. Kanûnnâmenin başında pâdişahın doğrudan doğruya kendisi tarafından yazılmış bir emri vardır ve aynen şudur: "Bu kanûnnâme atam ve dedem kanûnudur, benim dahi kanûnumdur, evlâd-i kirâmım neslen ba'de neslin bununla 'âmil olalar."
Sayfa 230 - İş Bankası Kültür Yayınları·Kitabı okudu
Rabbiniz gökleri ve yeri altı günde yaratan ve sonra arşa hükmeden, gündüzü –peşi sıra gelen– gece ile bürüyen; güneşi, ayı, yıldızları hepsini buyruğuna baş eğdirerek var eden Allah’tır. Bilin ki yaratma da, emir de O’nun hakkıdır. Âlemlerin Rabbi olan Allah yücedir.” (A’râf, 7/54) “Göklerin ve yerin hükümranlığı elbette Allah’ındır; dirilten ve öldüren O’dur. Allah’tan başka dost ve yardımcınız yoktur.”
"Kroisos, odun yığınının üstünde ayakta durmuş; böyle tam bir felaketin ortasında Solon'u düşünecek zaman bulabilmiş ve şu sözün tanrısal anlamını kavramıştı: "Hiçbir canlı mutlu değildir" ; bunu düşünmüş, göğsünden derin bir inilti yükselmiş ve karanlık bir dilsizlikten çıkarak, üç kez, "Solon! " diye bağırmış. Bunu işiten Kyros, adamlarına buyurdu, "Kroisos'tan sorunuz, bu çağırdığı kimdir? " diye; bunlar odun yığınına yaklaşıp sordular. Kroisos bir süre sustu, cevap vermedi, sonra kesin bir emir üzerine şunları söyledi: "Bir adam ki, dünyayı yöneten kişiler onunla konuşabilmiş olsaları, bu benim için büyük hazinelerden daha değerli bir şey olurdu. "
Hak teâlâ atmosferde yani hava denizinin içinde kardan ve doludan nice yüzbin dağlar yaratmıştır. Yeryüzünün bir tarafına kar ve dolu gönderecek olduğunda bununla görevli melek Mikâil (a.s.)’a emir verir. Mikâil de vekili olan İsmail’e emir verir; o da her yağmur damlasını Hak tarafından murad olunan yere ulaştırmak üzere bir melek görevlendirir. Nitekim Hak teâlâ: “Gökteki dağlar (gibi büyük bulut parçaların)dan bir dolu indirir” (Nûr, 24/43) buyurmuştur.
"Büyük İskender, Hindistan'a Orta Asya'dan geçiyor. Türk boy beylerini çağırıyor ve kadınlarınızı kapatın yoksa askerlerimi zapt edemeyeceğim, diyor. Boy beyleri müsaade istiyorlar. Sözcü, İskender'e gelip diyor ki 'Sen çok büyük bir dünya fatihisin, her şeyi yapabilirsin ama bizim kadınlarımıza sözümüz geçmez, onları kapatamayız. En iyisi siz askerlerinize emir verin gözlerini kapatsınlar."
Her gün kendimi bütünüyle inşa ediyor ve bütünüyle yıkıyordum. Kendini kontrol etmek, beyni kullanarak emir verebileceğin ve sana boyun eğen bir mekanizmaya çevirmek bir zevkti.