Şirin, bir Emîr'in kızıdır. Bu kıza Ferhad'ın kendisine mübtelâ olduğu ve bu sevginin altında inlediği haberi verilince, Şirin:
- Muhabbeti hakikat midir? diye soruyor,
Bu suâline:
- Aman efendim. Belki bu muhabbet, onun hayâtına nihayet vermesine sebeb olacaktır, cevabını alıyor.
- O hâlde da'vet ediyorum, gidin haber verin, sarayıma gelsin, diyor.
Kendisi de o günün en lüks elbisesini giyinerek, göz kamaştırıcı mücevheratını takınarak sarayının kabûl salonunda bekliyor.
Şirin'in adamları, «Şirin seni bekliyor» diye Ferhad'ı tebşîr ederek Şirin'in huzuruna getiriyorlar.
Şirin kapıyı açar açmaz, Ferhad'ın nazarları birdenbire Şirin'in göz kamaştırıcı mücevherâtına takılınca, Şirin gayet sert bir edâ ile:
- Çık dışarı!, diye Ferhad'ı huzûrundan kovuyor.
Şirin'in yakınları :
- Niçin böyle yapdınız? Keşke çağırmasaydınız, hiç olmazsa gönlünü kırmamış olurdunuz, deyince,
Şirin:
- Hayır! Ben onun sevgisinin hakikî olduğuna îmân etmişim, sahte olduğunu bilmiyordum.
- Aman efendim, siz onun hâlinden haberdar değilsiniz. Sevginin en son mertebesindedir.
- Eğer öyle olsaydı ben onu karşıladığım vakit onun gözü, benim gözümde fânî olurdu. Zâhirdeki âlâyişime, elbiseme çarpmazdı!.