İdeoloji, toplumun içine renksiz, kokusuz bir gaz gibi yayılır.
İdeoloji, gazetelerin, reklamların, televizyon programlarının ve yazılmış metinlerin içine sinmiştir ve sindiği yerden mantıksız ve adaletsiz bir biçimde taraf tutar, üstelik bunu yaparken, sessiz ve derinden, ancak bir budalanın ya da ahmağın karşı çıkacağı yüzyıllık doğruları öne sürdüğünü ima eder.
Rousseau'nun savı da şöyle devam eder: "ilkel ve yabanıl işçi en azından başını sokacak bir yuvası varsa, yiyecek birkaç elma ya da fındık bulabiliyorsa, akşamlarını ilkel bir enstrümanla müzik yaparak ya da keskin taşlarla bir balıkçı kanosu yontarak geçirebiliyorsa, bu dünyada hiçbir şeyinin eksik olmadığını düşünebilirdi pekala."
Modern dünyada, geçmişe göre gelirimiz daha fazlaymış gibi görünebilir; ancak modernitenin getirdiği zenginlik yalnızca görüntüdedir.
Aslında artık daha fakiriz; çünkü beklentilerimiz fena halde tetiklenmiş, paramızın yettiğiyle elde edebildiklerimiz arasında derin bir uçurum oluşmuştur.
Toplumun mal mülk sahibi olmakla şerefli olmak arasında doğru orantı kuruyor oluşunu da karşı çıktı ve ekledi: " İnsan, vazgeçebildiği eşya oranında zengindir."
"Lüks ürünlerin sözüm ona bize rahat yaşamlar sunan hizmetlerin çoğu, hiçbir biçimde vazgeçilmez değildir. Ayrıca bütün bunlar insanlığın gelişimine ket vurur" dedi Thoreau.