insanlar hayatın kölesidir ve bu; günlerini zillet ve boyuneğişle kuşatan, geceleri kan ve gözyaşlarıyla kaplayan bir kölelik. işte ilk doğumumun üzerinden, bugüne kadar yedibinyıl geçti ve ben teslim olmuş kölelerden, tutsaklardan başkasını görmedim. yeryüzünün doğusunu-batısını gezdim, hayatın karanlığında ve aydınlığında dolaştım, mağaralardan saraylara çıkan milletleri, halkları gördüm ama şimdiye kadar ağırlıkların altında iki kat olmuş boyunlardan, zincirle bağlanmış bileklerden, putların önünde yere çökmüş dizlerden başkasını görmedim. insanoğlu babil'den paris'e, ninova'dan new york'a sıçradı, bense kumların üzerindeki ayak izlerinin yanıbaşında çıkmış zincirlerinin izlerini gördüm; vadilerde ormanlarda yankılanan nice nesillerin, çağların yas tutanların çığlıklarını işittim. güçlü zenginlerin konaklarına, zayıf fakirlerin klubelerine girdim. çocukları sütle birlikte köleliği emerken, oğlan çocukların alfabeyle birlikte boyun eğmeyi bellerken, kızları, elbiselerine tutsaklık ve baş eğmeyi astar olarak geçirmiş giyerken, kadınları itaat ve uysallık yataklarında uyurken gördüm. insanları gang kıyılarından fırat kenarlarına, nil deltasından, sina dağına, atina meydanlarına, roma kliselerine, istanbul sokaklarına, londra binalarına kadar izledim; köle alayı her yeri dolaşıyordu...
Zorluk gördün , feryat etmedin . Ümitsizliğe kapılmadın . Unutmadın , sabır çektin , inzivaya çekildin.
Kendine daldın , zor geceleri yuttun , diz çökmedin , yıkılmadın , sabah çiçeğine benzeyen o ince bedenin , o kara fırtınaların vahşi darbelerine dayandı da kırılmadı.
Ah Kimya ! Sen aşkı bile ağlattın. Sen istedigini yazabiliyorsun. Ben mecburum içimdekini saklamaya ...