Bir anlık mutluluk! Koskoca bir ömürde az şey mi?..
Bir ömür boyu sürüklenen acılar, pişmanlıklar ve içi doldurulamayan boşluklar arasında beliren o tek an...
O küçücük mutluluk kıvılcımı, gerçekten bütün bir hayatı anlamlı kılabilir mi?
Yoksa sadece devam edebilmemiz için sunulmuş ince bir teselli mi?
İnsan, yalnızca bir an için yaşayıp geri kalanını unutabilir mi?
Doğrusu, bizler bugün canlılığın nerede bulunduğunu, ne olduğunu, nasıl adlandırıldığını bile bilmiyoruz. Elimizden kitaplarımızı alsanız bir anda ne yapacağımızı şaşırır kalırız; ne yapacağımızı, kime sığınacağımızı, neye tutunacağımızı, neyi seveceğimizi, neden nefret edeceğimizi, neye saygı duyacağımızı, neyi aşağılayacağımızı bilemeyiz. İnsan olmak, gerçek insan, etiyle kemiğiyle insan olmak bile ağır gelir bize. Utanırız bundan, insan olmayı yüz karası sayarız, benzeri olmayan toplumsal birtakım insanlar olmak için çabalarız. Ölü doğmuş insanlarız biz ve uzun zamandır canlı babaların çocukları değiliz, giderek daha çok hoşlanıyoruz böyle doğmuş olmaktan. Zevk duyuyoruz bundan. Çok yakın bir gelecekte bir şekilde düşüncelerden doğmanın yolunu bulacağız.